Kitap Mona,Peri ve Şirin’in hikayesini anlatıyor daha doğrusu Peri merkezli bir kitap. Sonunu çok yarım buldum, hikaye şimdi farklılaşacak dedim fakat bir türlü şaşırtmadı beni, kendi içinde çelişen bir çok olayın yer aldığını düşündüm bu kitapta. Nedense bana hiçbir duygu geçmedi.
Ölmek isteyeni kurtarmak öldürmekle birdir.. Kitaptan aklımda kalan en güzel cümleydi galiba. Livaneli’nin Serenad’ı ve Kardeşimin Hikayesi’ni okuduktan sonra nedendir bilemiyorum ama beni pek açmadı bu kitap. Dili sade fakat bazı bölümlerde epey ayrıntı ve gereksiz bilgi vardı bana göre. Kitap hem yazarı hem de baş kahramanımız Sami tarafından aktarılıyor bizlere. İki bakış açısının yansıdığı kitapları sevsem de maalesef bu kitapta umduğumu bulamadım.
Her insanı yaşanması mümkünken yaşayamadıkları kahrediyor. Bir yazı okumuştum: Travma yalnızca yaşanan olumsuz olaylar değil, yaşanması mümkünken yaşanamamış güzel olaylardır. Kitap psikolojik birçok konuyu ele almış. Nietzsche’nin yalnızlığı, son kısımda kendisini yapayalnız ölecek biri olarak tanımlaması, Lou’ya duyduğu derin aşk ve aynı zamanda duyduğu öfke… Karakterle adeta bağ kuruyorsunuz..
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu…. Sadece başlangıcı bile harika bir izlenim bıraktıran o klasik eser İki Şehrin Hikayesi. Sosyal adaletsizliği, yeri geldiğinde yoksulluğu, aşkı, fedakarlığı o kadar güzel ele almış ki yazarımız. Sonunda vay be dediğim bir kitap oldu. Her bölümü sürprizlerle dolu bitti. İnanılmaz bir fedakarlığın ve aşkın öyküsü. Her bir karakterle ayrı bir bağ kurdum. Bazı kitapları okuduğunuz için kendinizi çok şanslı hissedersiniz. Bu kitap tam olarak öyle bir kitap. Okuyun okutturun
Yok olan bir uygarlıktan ilkel kabilelere dönüş. Bu kitap tam olarak bu. Bana korona günlerini anımsattı. Oblomovdan sonra çerez gibi geldi bir günde hemencecik okunur :)