Burada kişiliğin çoğalması ya da azalması değil, yapısal bir
değişime uğraması söz konusudur.
.
En önemli tezahürü, bir içeriğin, herhangi bir düşünce
ya da kişilik unsurunun herhangi bir nedenden ötürü bireye hâkim olduğu cinnet
fenomeni'dir.
.
Garip fikirler, tuhaf huylar, saplantılı planlar vs. biçiminde görülen baskın
içerikler, genellikle hiçbir biçimde düzelmezler.
.
İnsanın bu tür durumlarla baş edebilmeyi
göze alabilmesi için, cinnet geçiren kişinin çok iyi dostu olması gerekir. Cinnet ile
paranoya arasında kesin bir sınır çizmek istemiyorum.
.
Cinnet,
Ben-kişiliğinin bir
kompleksle özdeşleşmesi olarak tanımlanabilir.
İnsanın başlangıçtaki kişiliği ile daha sonraki kişiliği
genellikle birbirinden farklıdır.
.
Bu nedenle, en azından yaşamın ilk yarısında, kişiliğin
çoğalması ya da değişmesi mümkündür. Bu değişim dış katkılarla, örneğin dışarıdan
gelen yeni yaşam içeriklerinin benimsenmesiyle gerçekleşebilir. Bu sayede, kişilikte
önemli bir zenginleşme görülebilir. Dolayısıyla, bu zenginleşmenin yalnızca dış kökenli
olduğu, insanın dışarıdan gelen şeyleri içine doldurdukça bir şahsiyet haline geleceği
varsayımı pek yaygındır.
.
Fakat kişi bu reçeteye ne kadar rağbet eder, bütün büyümenin
dışarıdan geldiğine ne kadar inanırsa, içinin yoksulluğu da o kadar artar. .
İnsanın "keyfi" kaçmıştır, güne
ve işe başlayacak hali ve cesareti yoktur.
İçinde hiçbir kıpırtı olmadığı için kendini kurşun
gibi ağır hisseder.
Bunun nedeni, insanın içinde artık hiçbir enerjinin kalmamasıdır.
Keyifsizlik ve iradesizlik
o kadar büyük boyutlara varabilir ki, kişilik parçalanabilir ve bilinç bütünselliğini yitirebilir;
kişilik unsurları kendi kendilerine bağımsız hareket etmeye başlayarak bilincin
kontrolünün dışına çıkarlar.
O zaman da, örneğin duyum yitimi ya da sistematik
unutkanlık görülebilir.
Sistematik unutkanlık, "bir organın işlevinin zayıflaması ya da
tamamen durması" isterisidir.
Bu tıbbi kavram ilkellerdeki "ruh kaybı"na karşılık gelir.
''... kendini dünyasında yabancı
hisseden ve varlığını ne artık var olmayan geçmişle ne de henüz olmamış gelecekle
temellendirebilen günümüz insanının, bu dünyada kök salan ve göğün kutbuna uzanan,
aynı zamanda da insanın kendisi olan dünya ağacı simgesine yeniden sarılmasına
şaşmamak gerek.
.
Simgeler tarihinde bu ağaç, ebediyen olana ve değişmeyene doğru
büyüme ve yaşam yolu olarak tasvir edilir, zıtların birliğinden doğmuştur ve bu
birleşmenin gerçekleşmesinin nedeni onun ebedi varlığıdır.
.
Öyle görünüyor ki, kendi
varoluşunu boşu boşuna arayan ve bundan bir felsefe çıkaran insan, artık bir yabancı
olmayacağı dünyaya giden yolu ancak simgesel gerçekliği yaşayarak yeniden bulabilir.''