Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. "İş avutur." derdi babası. O öyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri.
Kornasını ötekilerden farklı öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu.
Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir; geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu. Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.
Organizmanızdaki bütün güçleri ortaya koyduğunuz zaman, çevrenizdeki yaşam da kendini gösterecek ve siz şu anda gözlerinizin nasıl kapalı olduğunu görecek, hiç duymadığınız şeyleri duyacaksınız; sinirlerin müziği çalacak, kürelerin gürültüsünü duyacaksınız, otların büyümesini işiteceksiniz. Bekleyin, telaş etmeyin, kendi kendine gelecek.
"Ne zaman yaşanacak?" diye soruyordu hep kendi kendine. "Büyük kısmı yaşam için en ufak yarara sahip olmayan bu bilgi sermayesi ne zaman bir yana bırakılacak? Politik ekonomi, cebir, geometri - Oblomovka'da bunlarla ben ne yapacağım?"
Fakat, hiçbir zaman bir güzeli tutsak etmemiş, hiçbir zaman onların kölesi, hatta sürekli hayranları bile olmamıştı, çünkü kadınlara yaklaşmak büyük uğraşlar getirir. Oblomov genellikle uzaktan hayranlıkla, saygılı bir mesafeyle yetiniyordu.