S.Süheyl

S.Süheyl
@selmansuheyl
youtu.be/Tn9FCTwx2kQ?si=... İçimden geldiği gibi
Radyoloji-Radyoterapi Teknikeri
İzmir, 27 Ocak 1993
584 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2020 23:32
Sait Faik, sağlığında, vefatından sonra eserlerinden elde edilen gelirleri Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışlanmasını vasiyet etmiş yüce gönüllü bir kişilik. Zaten içindeki insan sevgisinin ve özellikle de çocuklara yönelmiş sevginin temelinde, sanatçının aslında hep çocuk kaldığını şu satırlardan da rahatlıkla anlayabiliyoruz: #76812791. "Karılar sevilir sevilmesine ama ben içimden hep çocuk kaldığım için olacak karılardan çok çocukları severim." Alemdağda Var Bir Yılan / Az Şekerli (Bilgi Yayınevi, "Yani Usta", Sayfa:47) Şimdilerde İş Bankası Kültür Yayınları'nda olan yayın hakları önceleri Bilgi Yayınevi'ne aitmiş. Ben de Bilgi Yayınevi'nden 2000 yılında basılmış olan baskısını okudum. Kitabın birinci bölümü (Alemdağda var bir yılan) ilk birkaç öyküsündeki küçük bağlantılar dışında ("Panco" karakteri gibi) birbirinden farklı 16 öyküden oluşuyor. Yazarın ömrünün sonlarına doğru kaleme aldığı eserde "yalnızlık" teması dikkat çekici. Hatta yazar artık bu eserinde "üçüncü şahıs" tan ziyade "birinci şahıs" üzerinden, kendisi üzerinden anlatıyor öykülerini. "Eftalikus'un Kahvesi" isimli öyküde kendisiyle çoktandır tanışmak isteyen bir okurla; nasıl yazdığını, neleri kendisinin etkilediğini Sait Faik, insanı derinlemesine gözlemleyen bakış açısıyla anlatıyor. Hastanede geçen "Bir hastalık" öyküsündeki kişi de anladığım kadarıyla kendisi. "Dülger Balığının Ölümü" hikayesi ise şahane! Sayesinde öğrendim dülger balığını. O yıllarda belki bolca bulunan, şimdilerde ise nesli tükenmek üzere olan dülger balığını... Sait Faik' in tamamı olmasa da birçok öykü kitabını okudum. İnsana, çoğu birbirine benzer hikayelermiş gibi gelse de bence aralarında küçük farklar var. Alemdağda var bir yılan, bu farkın en net görüldüğü eser ve yine bence en net fark, Sait Faik'in bu öykülerden
Edebiyat
Alemdağda Var Bir Yılan / Az ŞekerliSait Faik Abasıyanık · Bilgi Yayınevi · 2001257 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2020 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2020 23:10
İnceleme, Atilla Özkırımlı'nın 1979 yılında kitap hakkında yazmış olduğu "Bir Sürgün Üzerine" adlı incelemesi esas alınarak hazırlanmıştır. Bir Sürgün gerek tek başına, gerekse Yakup Kadri'nin romanlarını oluşturduğu bütün İçinde önemli bir yer tutar. Meşrutiyetin gerçekleşmesinde önemlice payları olan Jön Türkler, bunların Paris'teki yaşayışları ve eylemleri romanın çatısını oluşturur. Doktor Hikmet'i Marsilya'ya götüren gemi 25 Temmuz 1904'te İzmir'den kalkar. Paris'e geçen Dr. Hikmet orada bir yıl kalacak, Paris'teki ittihatçılarla tanışacaktır. Ama Yakup Kadri, Doktor Hikmet'in serüvenini anlatırken 1904-1905 tarihlerini vermesine karşın daha geniş bir zaman dilimine yayılır. Romanın içeriği ile ilgili kimi belirleyici ayrıntıları bu yıllar içinde olmuş gibi aktarır. Sözgelimi romanın ikinci kişilerinden Ragıp Bey Paris'teki ittihatçıların çekişmelerini, bölünmelerini somutlamk için İttihat ve Terakki'nin 1902 Paris kongresi'nden söz eder: "Geçenlerde sözümona bir Jön Türk Konferansı yapalım dediler. Ağızlarına yüzlerine bulaştırdılar. Az kalsın tokat tokada yumruk yumruğa gelecektiler. Neymiş o? Sen Prens Sabahattin Bey taraftarymışsın, ben Ahmet Rıza Bey taraftarıymışım. A Efendim, aramızda hiç de vatan, millet taraftarı olan yok mu? Her gün vatan millet diye hant hant ötersiniz, vatan, millet yolundaki fedakarlığınızı, feragatinizi ne vakit göstereceksiniz? Şimdiden yer kavgası. Günün birinde bunlar bir de işbaşına gelirlerse tasavvur edin artık siz bir kere curcunayı..." Başka bölümlerde ise 1905 sınırı da aşılarak sonraki olaylara değinilir. Daha Doktor Hikmet'in kaçışı sırasında Pire limanında karşılaştığı Jön Türk neşriyat acentası Cemal'in kendisine verdiği gazetelerden "Terakki"yi Prens Sabahattin Paris'te 1906'da çıkarmıştır. Sanki romancı kahramanını
Edebiyat
Bir SürgünYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 2017507 okunma
Puan vermedi·880 syf.··
2020 21. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2020 15:39
Edgar Allan Poe,19. Yüzyıl korku, gerilim ve polisiye türünün şüphesiz en iyi örneklerini veren, sağlığında da değeri bilinememiş bir isim. Öyküleri, tarz olarak pek de alışılmış türden değil. Örneğin, günümüzde benzer türde yazan (öykü anlamında değil, korku-gerilim türünde) bir Stephen King'in (henüz hiç okumadım) okur kitlesinin bu denli fazla olmasında belki de anlatımının daha "anlaşılır" oluşu etkili olabilir diye düşünüyorum. Kitapta yer alan öykülerin kültler arasına girmiş bazılarını ("Kara Kedi, Kuyu ve Sarkaç, Morgue Sokağı Cinayetleri") okuması gerçekten çok keyifli. Bunun yanında ben, "Vakitsiz Defin, Anafora Düşüş, Gammaz Yürek, Altın Böcek, Dikdörtgen Sandık, Aksak Kurbağa, Gözlük" gibi öykülerini de çok beğendim. Ancak: - Kimi öyküler çok sıradan bir biçimde başlayıp oldukça ilginç sonlanıyor. Kimileri de çok sıradışı başlayıp "bu neydi şimdi" diyeceğiniz tarzda tuhaf, anlamsız bitiyor. Ya da bazı öyküler çok güzel başlayıp çok da güzel bitiyor aslında ama anlatırken verilen bazı ayrıntılar okuyucuyu çok yoruyor. - Bazıları insanı inanılmaz sıkıyor (en azından ben öyle hissettim). Okurken olaydan, anlatılanlardan kopuşlar çok oluyor. Zaman zaman durup düşünüp "ne anlatıyor bu adam" dediğim olmadı değil. - Kimilerinin de anlaşılması bence biraz da okurun sanatsal ve kültürel birikimine bağlı. Mitolojiden, sanat tarihinden, edebiyat tarihinden çokça alıntılar yapılmış. Çevirmenin sık sık dipnotlara başvurması da bundan sebep. Öyküler genel olarak gruplandırılmış. Örneğin, birkaç öyküde üstüste ölüm, şeytan, satranç, edebiyat, balon seyahati, kürk ticareti gibi gibi farklı konular işlenmiş. Bazı öyküler de bağımsız başlı başına konulara sahip. Çevirinin (Ren Kitap - Öznur Özkaya) niteliğini değerlendirecek seviyede olduğumu düşünmüyorum. Ancak yaptığım
Edgar Allan Poe - Bütün HikayeleriEdgar Allan Poe · Ren Kitap · 20192,655 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 22:41
"Muhammed her zaman Evangelizm'in (Hristiyanların) üstüne çıkıyor. İnsanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilahı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur." -Lev Nikolayeviç Tolstoy Kitap, Tolstoy'un, Hindistanlı alim Abdullah El-Sühreverdi'nin "Hz. Muhammed'in (s.a.v) Hadisleri" isimli eserinden derlediği Hadis-i Şerifleri temel alınarak hazırlanmıştır. Tolstoy gibi topluma birçok noktada öncü olmuş bir yazarın 1900 lü yılların başında dönemin Çarlık Rusya'sında böyle bir eserinin basılabilmiş olması oldukça hayret verici. Bunda (kitabın basılmasında) Tolstoy'un İslam'a duyduğu hayranlığın ve dolayısıyla böyle bir derlemeyi insanlarla paylaşma arzusunun ne denli fazla olduğu anlaşılıyor. Zaten kitap da basıldığı dönemde uzunca bir süre gizleniyor. Zira Tolstoy gibi bir yazar ve fikir adamının müslümanlığı benimsemesi ve bunun o zamanın Rus halkı tarafından öğrenilmesi demek, birçok kişinin (hiç olmasa) İslamiyete olan ilgi ve merakını arttırması demektir ki bu SSCB yönetiminin asla istemeyeceği bir şeydir. "Telman Hurşidoğlu Aliyev" ve "Vakıf Tehmezoğlu Halilov" tarafından Rusça'dan Azerice'ye; "Arif Arslan" tarafından da Azerice'den Türkçe'ye çevirisi yapılan kitap 4 kısımdan oluşuyor: -Birinci Kısım, (aynı zamanda kitabın da yazılma amacı olan) Tolstoy'un, Abdullah El-Sühreverdi'nin eserinden derlemiş olduğu Hadis-i Şeriflerden oluşur. Burada 93 ayrı Hadis aktarılmış ve (bence daha da güzeli) bu hadislerin kaynakları yayınevi tarafından araştırılarak 'Kaynakça' kısmına eklenmiştir. -İkinci Kısım, Tolstoy'un Vekilov ailesi ile olan mektuplarından oluşuyor. Burada, kendisi Azeri kökenli ve müslüman General İbrahim Ağa ve Rus asıllı eşi Yelena Vekilova'nın ve çocuklarının dini
Din
Hz. MuhammedLev Tolstoy · Karakutu Yayınları · 20105,6bin okunma
Puan vermedi·320 syf.·
En iyisi hiç zorlamamak. Fazla da okumamışken 300 sayfa daha katlanmak zorunda kalmayalım. Üstün Dökmen'i bir psikolog, bir akademisyen kimliğiyle her zaman sevmiş, bu ülkenin bir değeri olarak görmüşümdür. Ancak son yıllarda takınmış olduğu siyasi tavır bu kimliğin önüne geçmiş durumda. Kitapta toplumumuzun belli kısımlarında uygulanan mobingden (bezdiri) bahsedilmek istenmiş. Erkek egemen bir aileden yola çıkarak olaylar anlatılmaya başlanmış. Anlattıklarında doğruluk payı var inkar edilemez ama ben fazlaca abartılı buldum. Bir de: Menderes, bir roman. Ama roman yazmak bence bu kadar basit olmamalı. Anlatım gerçekten çok sığ ve tekdüze. Üstün Dökmen'in "Küçük Şeyler" serisi kıvamında kitaplarını çok arıyorum ne yazık ki. 21. Sayfada bırakmak zorunda kaldım. Okumak isteyen okuyabilir. Ben beğenemedim.
Menderes Irmağın GölgesiÜstün Dökmen · Remzi Kitabevi · 2015152 okunma