Hayalet Yazar’ı hem ince oluşu hem arkadaki konunun ilgimi çekmesi nedeniyle seçtim. Ancak ilk sayfalarda karşıma çıkan on satırlık, sekiz satırlık takip bile edemediğim cümleler yüzünden bırakmanın eşiğinden döndüm. Sonra sanki onlar büyük dalgalardı da denize alışınca dalgalar o kadar da korkutucu gelmez ya hani, kitap normal cümlelerle akıp gitti.
Roth’un birçok kitabında anlatıcı olarak seçtiği hikaye yazarı Nathan Zuckerman, yirmi üç yıl öncesini anlatıyor. Hayranı olduğu yazar Emanuel Isidore Lonoff’un insanlardan uzak evine ziyarete gidiyor. Gitme amacını şöyle özetliyor: “Görüyorsunuz ya, sırf kendimi E.I.Lonoff’un manevi oğul adaylığına adamak, ahlaki desteğini rica etmek ve eğer becerebilirsem onun yandaşlığı ve sevgisinin beraberinde getireceği o sihirli korumaya nail olmak için buraya gelmiştim.”
Lonoff’un övgüsüyle sarsılan Nathan, evdeki gizemli genç kız Amy ile ilgili fanteziler kurarken -ki anlattıklarından libidosunun hayli yüksek olduğunu anlıyorsunuz- bu genç kızın, Lonoff’un karısı Hope ile arasındaki tartışmaların nedeni olduğunu keşfediyor. Lonoff’un manevi oğlu olmayı düşlerken, yazdığı bir hikaye nedeniyle kendi babasıyla ve Yahudi cemaatiyle yaşadıklarını hatırlıyor. Zaten kitapta Yahudilik yan karakter gibi devamlı ön plandaydı.
Kitap sonlara doğru rotasını değiştirdi. Yanlarında kalan Amy’nin aslında Anne Frank olduğunu anlattığı bölümler geldi. Burada anlatıcı kimdi emin değilim. Bu bölüm Amy ve yazar Lonoff arasındaki bir fantezi miydi yoksa kurgusal bir ironi mi, onu da tam çıkaramadım.
Toplamda bir günde (ve gecesi) geçen romanda yazarlık, hayranlık, baba oğul çatışmaları, Yahudilik, cinsellik, kıskançlık, işe yaramama hissi gibi konular baş döndürücü bir hızla yer alıyor. İyi ki okumuşum diyemem ama sanırım Philip Roth ile tanışmak