sahici bir karşılaşmaydı bizimki, birinin diğerine muhtaç kaldığı, birinin diğerine emanet edildiği, birinin diğerine razı geldiği bir ilişki değildi. ben eskiden sandığımın aksine, herhangi bir yere ilişmeden, herhangi bir topluma ilave edilmeden de mevcutmuşum meğer
“aşk, bazen yeni bir eve taşınmak gibidir,” derdi sonja. “önceleri bütün bu yeni şeylere aşık olur, her sabah, sanki korkunç bir hata olmuş da böylesi harika bir yerde yaşamamanız gerekiyormuş gibi birileri içeri dalıp sizi sahip olduğunuz şeylere dair duyduğunuz o mutlu şaşkınlıktan uyandıracak zannedersiniz. derken aradan yıllar geçer ve duvarlar rutubetlenir, parke aşınır ve artık o evi mükemmel olduğu için değil, tam tersine, mükemmel olmadığı için sevmeye başlarsınız. kusurları ve çatlakları ezberlersiniz. soğukta anahtarın kilitte kalmasını önlemek için ne yapmanız gerekeceğini öğrenirsiniz. hangi parkenin gıcırdadığını, giysi dolabını ses çıkarmadan açmayı ve evinize dair bütün o küçük sırları öğrenirsiniz.”