Benim yaptığımı kendi günahlarınızla karşılaştırmadan önce beni mahkûm etmeyin.
Sayfa 131·Kitabı okuyor
Vücudun selameti az yemekte,ruhun selameti az günah işlemekte ve dinin selameti de varlıkların en hayırlısına (Peygamberimize) salat-ü selam getirmektedir.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ekber'in bu serüveninden yine şöyle bir sonuç da çıkmaktadır. Modern zamanların yöneticileri, politik rejim güdücüleri de şunu iyi bilmelidirler: Hak Din'e rağmen, insanları yapay/beşerî bir dine zorlamak, onları belli bir kalıba sokmak, belli akidelerle motive etmeye çalışmak, saçma ve boşa gidecek bir çabadır. Yine devletin: "Dindar olabilirsin, ama ancak şu şekilde ve şuraya kadar!" türünden kısıtlamalarla inancı ve dinî hayatı sınırlamak gibi girişimleri batıl bir davadır ve sonuca ulaşmayacak boş bir çabadır. Belli sürelerde, muvaffak olunuyor gibi gözükse de, neticede başarı yine hakkın olacaktır. Nitekim Ekber'den sonra iktidara geçen oğlu Selim, eski düzeni ve yönetimi kısmen de olsa değiştirmiş ve bir "dine dönüş" süreci başlatmıştır. Daha sonra gelen yöneticiler de, dine daha çok sahip çıkmış, zamanın âlimi ve dinî önderi İmam-ı Rabbanî çizgisinde bir devlet siyaseti gütmüşlerdir.
Sayfa 98·Kitabı okudu
İslâm Dini
Britanya Hayranı
Zaten o (Ekber Şah) bir İngiliz hayranıydı. Oğlu Selim Cihangir de, Hindistan'da İngilizlere ilk ticaret tesisleri kurduran kimsedir. İngilizler ilk olarak 1600 senesinde, Hindistan'ın Kalküta şehrinde ticarethaneler açmak için, Ekber Şah'tan izin aldılar. Gönüllü asker toplayarak, kendi hesabına silahlandırmak, donanma tertip ederek Hindistan'a askerî ve ticarî seferler yapmak imtiyazını aldılar.
Sayfa 95·Kitabı okudu
İslâm Dini
Bitik Cumhuriyetin Temelleri
Resmi Görüş: İslam Çağdışı Yönetim böyle bir kanaate sahipti. Özellikle Melik Ekber'de böyle bir fikir gelişmişti. Ona ve çevresindeki kuklalara göre: "... Şüphesiz İslam milleti ilk defa göçebe ve ümmî bir toplum olarak teşekkül etmiştir; dolayısıyla artık ileri ve medeni bir durumda olan toplumları ıslah edemez. Yani İslamiyet; okumuş, ilerlemiş ve modern hale gelmiş, teşkilatlı toplumların dini olamaz." Yine o devletin nazarında: Peygamberlik, vahiy, yeniden dirilme, mahşerde toplanıp hesap görme, cennet ve cehennem gibi kavramlar da gerçek olma niteliğini kaybetmişti. Hatta bir alay mevzuu olmuştu. Kur'an'ın ilahi kelam olması şüpheli idi. Vahiy denen olay ise, aklen imkansız bir şeydi. Ölümden ve haşirden son-ra sevap ve günahın karşılığı olarak insanlara mükâfat verilmesi yahut azab edilmesi de, yine onlara göre şüpheli bir inançtı. Ekber'in düşünceleri arasında şu da vardı: "Muhammed-'in (aleyhissalatü ve's-selâm) peygamber oluşundan beri "bin" sene geçmiştir. O'nun getirdiği dinin ömrü ve eceli de bu kadar-dır. İslamiyet artık bu devirde neshedilmiş, hükmü kaldırılmıştır. Bunun için de yeni bir din ile değiştirilmesi gerekmektedir." Bu görüş, sadece hükümdara ait bir düşünce olarak kalmayıp, bu iş için görevlendirilen propagandistler vasıtasıyla da halk arasında yayılmaya çalışılıyordu. Ekber'in durumu böyleyken, maiyetindeki idareciler ve emri altındaki halkı da haliyle bu inançları benimsemeye başlamıştı. İnsanlar, hükümdarları gibi, Hz. Peygamber'in "Mirac" mucizesini açıkça imkânsız sayıyor ve bunu akla aykırı buluyorlardı. Bazı hususlarda Hz. Peygamber'in şahsiyetini, özellikle "çok evliliğini" tenkid ediyorlardı. Artık insanlar, yönetim cephesinden gelen telkin sebe-biyle olacak "Ahmed", "Muhammed" ve "Mustafa" gibi kelimelerden nefret
Sayfa 85·Kitabı okudu
İslâm Dini
Ahbapça bir selam temiz bir gülüş... Ve ben bu andan başka hiçbir şey istemiyordum.
Alıntı