Her ne kadar biraz ekstra para kazanmak için çeviri yaptıysam da, hiçbir değersiz kitap çevirmedim. Bir de çeviri-min esas metne sadık kalmasına özen gösterdim. Sevgili hocam Sabahattin Eyüboğlu ile Troilos ile Kressida’yı sonra da Moby Dick’i çevirirken birbirimize girerdik. İlk çeviri sırasında, Sabahattin “bırakmıyorsun ki, senin şu sevgili Shakespeare’ini daha güzel yapayım” derdi. Bense, “daha güzel olmasına gerek yok” diye direnirdim. Sabahattin, “çeviri kadın gibidir; ya serbest ve güzel olur, ya da sadık ve çirkin” derdi. Bense, Sabahattin eskiden Fransız Dili ve Edebiyatında doçent, dolayısıyla hocam olduğu halde, usta-çırak ilişkisinin gerektir-diği saygıya boş verir, ona kafa tutardım. “Bana bak, bu karı hem sadık hem de güzel olacak” derdim. Öyle bağırır çağırırdık ki, Magdi piyanosundan kalkar, ne oluyor diye çalıştığımız odaya koşardı. Beraber çeviri yaparken verdiğimiz bunca savaştan sonra temelli küs olmamamız, dostluğumuzun ne denli sağlam temeller üstüne kurulduğunu kanıtlar.