10/10
·464 syf.··
2026 192. kitabı
Bu kitabı okurken kendinizi bir labirentin içinde gibi hissediyorsunuz; her beyit, her sembol bir kapı açıyor. Modern dünyanın "hemen ulaşma" odaklı aşk anlayışına inat, burada aşk bir varış noktası değil, varışa giden yoldaki "yakıcı bir çaba". Aşk, ancak ateş denizlerinden geçilerek, insanın kendi kibrini geride bırakmasıyla ulaşılabilecek bir makam. Şiirin o yoğun, adeta büyüleyici diliyle sarmalanmak ve ruhunuzdaki "aşk"ı yeniden tanımlamak istiyorsanız, Hüsn ü Aşk sizi bekliyor. Bu sadece bir aşk hikayesi değil, bir "kendini bulma" rehberidir.
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,682 okunma
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 135. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 01:31
Ray Bradbury’nin “Ateş ve Buz” (Fire and Ice) adlı kısa metni, Bradbury’nin şiirsel ve alegorik anlatımının güçlü örneklerinden biridir. ESERİN TEMASI ____________________ Ray Bradbury bu kısa metinde insanlığın kendi kendini yok etme potansiyelini iki sembol üzerinden anlatır: - Ateş =Tutku, arzu, öfke, yıkıcı enerji - Buz = Nefret, kayıtsızlık, duygusuzluk, donuk kötülük Eser, dünyanın sonunu getirecek şeyin dışsal bir felaket değil, insanın içindeki aşırılıklar olduğunu söyler. Ateşin Sembolizmi _______________________ Bradbury’ye göre ateş: - Kontrolsüz tutku - Savaş arzusu - Hırs - Öfke - İnsanlığın “yanarak yok olma” ihtimali Buzun Sembolizmi _____________________________ Buz ise: - Nefret - Umursamazlık - Duygusal donukluk - İnsanların birbirine yabancılaşması - Toplumsal çürüme Buz, ateş kadar hızlı yok etmez; ama sessiz ve soğuk bir ölüm getirir. Bradbury burada “nefretin soğukluğu”nun en az tutku kadar tehlikeli olduğunu söyler. ESERİN FELSEFİ YORUMU : ____________________________
Fantastik Edebiyat
Ateş ve BuzRay Bradbury · Nisan Yayınları · 1989198 okunma
Reklam
ᴛᴜ̈ʀᴋʟᴇʀᴅᴇ 5 ᴇʟᴇᴍᴇɴᴛ: ꜱᴇᴍʙᴏʟʟᴇʀ, ʀɪ̇ᴛᴜ̈ᴇʟʟᴇʀ ᴠᴇ ᴋᴏᴢᴍɪ̇ᴋ ᴅᴜ̈ᴢᴇɴ...
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 13:39
Türk mitolojisini sadece destanlardan ibaret sanıyorsanız, bu kitap bakış açınızı tamamen değiştiriyor. “Türklerde 5 Element”, doğayı yalnızca fiziksel bir gerçeklik olarak değil; hafızası, ruhu ve sembol dili olan canlı bir sistem gibi ele alıyor. Ateşin arınmayı, suyun hafızayı, ağacın yaşam döngüsünü, toprağın dönüşümü ve metalin gücü temsil ettiği bir evren düşünün… Nuray Bilgili, eski Türk kozmolojisini; şaman ritüellerinden Ergenekon anlatılarına, hayat ağacından yer-su kültüne kadar pek çok unsurla birlikte yorumluyor. Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, elementlerin yalnızca “doğa unsuru” olarak anlatılmaması oldu. Her biri; insan karakteriyle, yaşamla, ölümle ve evren düzeniyle ilişkilendiriliyor. Özellikle ateş ve ağaç bölümlerindeki sembolik anlatımlar oldukça etkileyiciydi. Anlatımı oldukça akıcı ve merak uyandırıcı. Sayfalar ilerledikçe Türk kültüründeki pek çok sembolün aslında ne kadar derin anlamlar taşıdığını fark ediyorsunuz. Özellikle mitoloji, kozmoloji ve kadim inanışlara ilgi duyanların keyifle okuyabileceği bir eser. Görsellerle de anlatımı desteklenen bu kitabı kapattığımda zihnimde yankılanan şey şuydu: Türk düşüncesinde insan, doğadan ayrı değil; onun devamı... Mitoloji, semboller, eski inanç sistemleri ve Türk kozmolojisine ilgi duyuyorsanız kütüphanenizde kesinlikle ayrı bir yere sahip olabilir. Türklerde 5 Element Nuray Bilgili
1000Kitap
Türklerde 5 ElementNuray Bilgili · Kripto Basım Yayın · 201943 okunma
Stand-up
10/10
·196 syf.··
2026 10. kitabı
Bu kitap, polisiye türünde yazılmış ve merkezinde seri cinayetler var. Dedektif Seçkin Ateş ve Erdal Komiser’in katili bulmaya çalışması üzerinden ilerliyor. sayfalar hızlı ilerliyor, merak duygusu canlı tutuluyor. Katilin bıraktığı sembol (kırmızı topuklu ayakkabılar) hikâyeye ilginç bir gizem katıyor. polisiye ve gizem sevenler için okunabilir, keyifli bir kitap.
Stand-UpSebahat Akdemir · FGK Yayınları · 20253 okunma
Cin Aynasından Yansımayanlar
Puan vermedi·292 syf.··
2026 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 12:27
Kendisini ekranda ilk gördüğümde, bu adam bozkırda kavrulmuş tipik bir Orta Anadolu insanı demekten kendimi alamamıştım. Sadece ten rengi değil simasındaki tüm izlerdi bu çağrışımı yapan. İyi biliyordum ki, Anadolu insanını iklim şartlarından daha çok hayat şartları kavurur. İlk yakınlık hissi böyle doğmuştu bende. Diğer yandan, yaşlarımızın yakınlığına görece itirazlar gelebilir ancak doğup büyüdüğümüz coğrafyaların yakınlığı herkesçe daha kabul edilebilir kıstaslara sahipti. Sınır komşusu illerde yaklaşık on iki yıl arayla dünyaya gelmişiz. Neticede bu yakınlıklar yaşadığımız acı tatlı olayların benzer olabileceği şeklindeki düşüncemi pekiştirdi. Onun hakkında edindiğim intibaın kaynağı sadece bunlar değil tabi, bir de eserleri var. Anıları, hikâyeleri, o kadar tanıdık, senaryoları, canlandırdığı karakterler o kadar gerçekçi ki… Kimden mi bahsediyorum? O bir doktor, o bir yazar, o bir sinema oyuncusu, o bir senarist. Ercan Kesal, 1959 Nevşehir Avanos doğumlu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1984 yılında mezun olmuş. Ankara, Keskin ve Bala ve köylerinde uzun yıllar sağlık ocağı hekimliği yapmış. Bir dönem uygulamalı psikoloji ve sosyal antropoloji eğitimleri almış. İlk şiir ve yazıları İzmir menşeli Dönem dergisinde yayımlanmış. Son Reçete dergisinde söyleşileri ve yazıları ile yer almış. 1990 yılından sonra geldiği İstanbul’da Era Yayınları’nın kurucularından olmuş. Radikal ve Bir Gün gazetelerinde hikâyeleri ve denemeleri yayımlanmış. Yazarın yazımıza konu olanın Cin Aynası isimli anlatısının yanı sıra Peri Gazozu, Nasipse Adayız ve Evvel Zaman İçinde adlı kitapları da var. “Uzak” filmindeki rolüyle başlayan sinema serüvenini, daha birçok filmde oyuncu ve senarist olarak sürdürmüş ve halen devam ediyor. Oynadığı dizi ve filmlerde kendisini çoğunlukla mafya babası
1000Kitap
Cin AynasıErcan Kesal · İletişim Yayıncılık · 2016673 okunma
kevnar im; ji bav û kalan Zardeştî me
Puan vermedi·74 syf.·
2026 99. kitabı
Cigerxwin’e göre “Zerdeşt” kelimesi Kürtçede “zar” (lisan,dil) ve “deşt” (doğru, düz) sözcüklerinden oluşur. Bu bağlamda Zerdeşt, “doğru söyleyen”, yani doğruyu dile getiren peygamber anlamına gelmektedir. Bu ifade aslında onun öğretisinin bir nevi özüdür. Milattan önce 660–583 yılları arasında, Medler içerisinde yer alan Magi aşiretine mensup olan Zerdüşt, daha küçük yaşlardan itibaren çevresindeki yanlışlara karşı çıkan bir karaktere sahiptir. 30 yaşından sonra yaklaşık 7 yıl süren bir sessizlik dönemine girmiştir. Bu dönem, diğer büyük dinlerde de görülen bir tür “hazırlanma” süreciyle benzerlik göstermektedir. Ortaya koyduğu öğretileri ise ilk 10 yıl boyunca sadece kuzenine kabul ettirebilmiştir. Bu durum, bütün öğreti ve dinlerde;geleneksel toplumlarda yeni bir düşüncenin toplumda kabul görmesinin zorlugunu da açıkça ortaya koyuyor. Zerdüşt’ün, kendi toplumunun birçok uygulamasına karşı çıktığı ve öğretisinin bir reform hareketi niteliği taşıdığı söylenebilir. İnsan eylemini, üretkenliği ve yaratıcı gücü merkeze alan bir anlayıştır. Bu yönüyle Zerdüştlük sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda insanı sorumluluk almaya çağıran bir düşünce biçimidir. Zerdüştlük günümüzde bile çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Özellikle bazı Müslümanlar tarafından “ateşe tapanlar” olarak adlandırılmaları bu yanlış algının bir sonucudur. Oysa Zerdüştlük öncesi ilkel inançlarda güneş, gök,su, ay, rüzgâr gibi unsurlar nasıl birer doğa gücü olarak görülüyorsa, ateş de benzer şekilde bir sembol ve kutsal unsur olarak değerlendirilmiştir. Yani burada söz konusu olan doğrudan tapınma değil, bir anlam yüklemedir. Günümüzde bu inançtan kalan en belirgin örneklerden biri olarak Nevruz’da gelenek olarak süre gelen ateşin yakılması gösterilebilir. Milattan önce 612 yılında Medlerin
Zerdüşt ve ÖğretisiA. Medyalı · Koral Yayınları · 199230 okunma
Reklam
Reklam