Onun hayatı, kalbin yalnızca Allah’a bağlandığında ne kadar güçlü olabileceğini gösteren eşsiz bir durumdur.
Düşünsenize bir insan ateşle çevrili bir imtihanın eşiğinde, tüm dünyevi korkuları bir kenara bırakıp, "Hasbunallahu ve ni'mel vekîl"diyebilir mi? Diyebilir.Yani “Rabbim bana yeter, O ne güzel vekildir.” Bu söz yalnızca bir dua değil, aynı zamanda bir kalbin Allah’a olan sarsılmaz güveninin ilanıdır. Hz. İbrahim ateşe atılacağını bildiği halde bu sözü söyleyebildi. Çünkü onun kalbi, yalnızca Allah’a teslim olmuş, O’na güvenmiş ve O’na sığınmıştı.
O an ateşin karşısında dururken, kalbi yanmadı. Çünkü kalbinde Allah’tan başka bir şey yoktu. İman onun ruhunu serinleten bir bahar, teslimiyeti ise onu koruyan bir kalkan olmuştu. Ve işte o an, Allah’ın rahmeti tecelli etti. Yüce Rabbimiz, ateşe emretti: “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!” (Enbiya, 69). Ateş Allah’ın emrine boyun eğdi. Çünkü Allah’ın kudreti karşısında ne ateş, ne de başka bir güç durabilir. Hz. İbrahim’in kalbi, Allah’a olan güveniyle yanmaktan kurtuldu. Bu olay bize şunu gösterdi: Kalbini Allah’a teslim eden bir kul, en zor anlarda bile asla zarar görmez. Çünkü Allah, kulunun teslimiyetini asla karşılıksız bırakmaz.
Hz. İbrahim’in imtihanı yalnızca ateşle sınırlı değildi. O aynı zamanda bir baba olarak da sınandı. Yıllarca evlat hasreti çekmiş, dua etmiş, sabretmiş ve nihayetinde Allah’ın lütfuyla evladına kavuşmuştu. Ancak imtihan burada bitmedi.
Rabbinden gelen emre “Emrolundum.” diyerek teslim oldu.
O bıçağına değil, Rabbine güvendi. Çünkü biliyordu ki, Allah’ın emrinde hikmet, rahmet ve bereket vardır. Oğlunu kurban etmeye hazırlanırken, kalbi Allah’a olan güvenle doluydu. Ve işte o anda, Allah’ın rahmeti bir kez daha tecelli etti. Gökyüzünden bir koç indi, imtihan sona erdi ve Hz.