Bu ne deli cesareti azizim!
Milli Mücadele'nin en destansı sayfalarından biri olan Antep Savunması sırasında yaşanan bu olay, vatan sevgisinin askeri mantığı saf dışı bıraktığı o kırılma anlarından birini anlatır. 1920 yılının başlarında, Antep’i işgal etmek isteyen Fransız birlikleri modern silahlar, toplar ve makineli tüfeklerle donatılmış düzenli bir orduyken; karşılarında ellerinde kısıtlı cephanesi ve eski tüfekleri olan, şehri savunmaya yemin etmiş yerel bir halk direnişi vardı. ​Çatışmaların en yoğun olduğu anlardan birinde, Fransız birliği stratejik bir noktaya yerleşmiş ve makineli tüfeklerle Türk tarafına nefes aldırmaz hale gelmişti. Ateş o kadar şiddetliydi ki, siperden kafayı kaldırmak bile imkansız görünüyordu. Tam bu sırada Antep direnişinin sembol isimlerinden Karayılan (Molla Mehmet) ve yanındaki bir avuç yiğit, hiçbir koruma olmaksızın sadece ellerindeki kamalar ve sarsılmaz bir inançla makineli tüfek yuvalarına doğru açık arazide koşmaya başladılar. ​Mermilerin sağanak gibi yağdığı o dehşet anında, yere düşenlerin hemen kalkıp ileri atılması ve ölümü hiçe sayan bu kararlılık, karşı tarafı dehşete düşürdü. O sırada dürbünüyle bu imkansız taarruzu izleyen Fransız tabur komutanı, profesyonel bir askerin asla anlam veremeyeceği bu manzara karşısında donup kaldı. Yanındaki subaylara dönerek, tarihe geçecek olan o meşhur itirafı dile getirdi: "Bu ne deli cesareti azizim! Bu insanlar ölmeye değil, sanki düğüne gidiyorlar!" ​Fransız komutanın "deli cesareti" olarak adlandırdığı bu ruh, aslında Antep’e "Gazi" unvanını kazandıran ve mermisi bitince süngüsüyle, süngüsü bitince yumruğuyla savaşan Anadolu insanının bağımsızlık tutkusuydu. Karayılan bu çarpışmalardan birinde şehit düşse de bıraktığı bu asil cesaret örneği, işgalci orduların bile saygısını kazanan bir efsaneye dönüştü.
Tarih
Olympos Tanrıları’nın ham gücü ve sınırsız kudretine karşılık, Prometheus’un silahı zekâsı ve kurnazlığıdır. Titanlar ile Olymposlular arasındaki büyük isyan sırasında tarafsız kalmış, açık bir başkaldırıya girişmemiştir. Bu tutumu sayesinde Zeus’un güvenini kazanmış; hatta Olympos’taki ölümsüzlerin arasına kabul edilmiştir. Ne var ki Prometheus’un kalbinde, tanrıların iktidarına karşı sönmeyen bir kin vardır. O, Titan soyunun hafızasını taşır ve dedelerinin uğradığı haksızlığın öcünü içinde büyütür. Bu öfke ve merhamet karışımı duygularla Prometheus, kendi gözyaşlarıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yaratır. Ancak yarattığı varlığın zayıflığına, karanlıkta kalmışlığına acır. Bunun üzerine tanrılara ait olan en büyük gücü, ateşi, Hephaistos’un alevler saçan ocağından bir kıvılcım çalarak insanlara armağan eder. Ateş yalnızca sıcaklık değildir; bilginin, bilimin ve aydınlanmanın sembolüdür. Bu cüretkâr davranış Zeus’un öfkesini taşırır. Prometheus, Kafkas Dağları’nın ıssız zirvesine zincire vurulur ve Prometheus Desmotes Zincire Vurulmuş Prometheus adıyla anılmaya başlanır. Zeus’un buyruğuyla her gün bir kartal gelir; Prometheus’un karaciğerini parçalayıp yer. Gece olduğunda karaciğer yeniden büyür ve işkence sonsuza dek sürsün diye ertesi gün tekrar başlar. Bu cezanın ardında yalnızca ateşin çalınması değil, Zeus’un korkusu vardır. Prometheus geleceği görme yetisine sahiptir. Bir zamanlar bu yeteneğini kullanarak Zeus’un babası Kronos’u tahttan indirmesine yardım etmiştir. Zeus, bir gün aynı bilginin kendi sonunu hazırlayacağından korkar. Ateş meselesi, Prometheus’u sonsuza dek susturmak için bulunmuş bir bahanedir. Prometheus’un acısı otuz bin yıl sürmek üzere tasarlanmıştır. Ta ki Zeus’un oğlu, yarı tanrı ve ölümlü Herakles onu zincirlerinden kurtarana dek.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sineklerin Tanrısı - William Golding🇬🇧 Bir uçak kazası sonucu ıssız bir tropik adaya düşen çocuklar, ilk başta yetişkinlerin yokluğunda düzen kurmaya çalışır. Ralph, deniz kabuğunu (“konuşma kabuğu”) sembol alarak demokratik toplantılar düzenler. Ateş yakarak kurtulma umudu oluştururlar. Ancak, Jack liderliğindeki avcı grubu, vahşi doğanın cazibesine kapılarak güç ve kontrol peşinde koşmaya başlar. Zamanla, çocukların “medeni” değerleri çözülür. Jack ve taraftarları, avlanma törenlerinde yüzlerini boyayarak kimliklerinden sıyrılır ve vahşileşir. “Canavar” korkusu, grup paronayasını besler. Simon, gerçekte “canavar”ın aslında ölü bir paraşütçü olduğunu keşfeder ama onu canavar sanan diğer çocuklar tarafından öldürülür. Piggy’nin öldürülmesi ve konuşma kabuğunun kırılması, medeniyetin son kalıntılarının yok oluşunu simgeler. Ralph, Jack’in grubu tarafından avlanmaya başlar. Tam Ralph öldürülecekken, bir deniz subayı adaya çıkar ve çocukları kurtarır. Ancak kurtuluş, medeniyetin aslında yetişkin dünyasında da çökmekte olduğu ironisiyle son bulur. Sineklerin Tanrısı, insanın medeni değerlerinin ne kadar kırılgan olduğunu, otorite ve toplumsal yapılar olmadan ilkel içgüdülerin ortaya çıkabileceğini güçlü bir şekilde gösterir. Golding, romanla “insanın asıl düşmanının kendi içindeki karanlık olduğu” gerçeğini vurgular.
Papa' nın İznik Ziyareti' ne bir de bu gözle bakın
Eski zamanlarda (Fatih Sultan Mehmet) bu ziyaretler yasaklanmış. Ve yasaklandığı için o dönemin papası "Ben İznik' e gidemezsem benden sonra ki Papa kesinlikle gitsin." diye vasiyet veriyor. Atatürk de izin vermemiş. Numeroloji ya da Ebced hesaplamalarında 19' un özel bir yeri var: Güçlü ve geniş vizyonerlik ile ilahi gücü temsil ediyor. Ve Atatürk' ün hayatına baktığımızda çok geçmese de gizli öğretiler ile ilgilenmiştir. Spiritüel ya da ezoterik alanlarla haşır neşir olanlar bilir ki bu yıl 9 enerjisini taşıyor ve bu: bitişle başlangıcın bir aradalığını gösterir: ruhsallık ve uyanış ile de alakalıdır. Onu geçtim İznikte sualtında Romalılardan kalma bazalika var: görkemli ve ihtişamlı kilise. Ama sadece Hristiyanlığa değil Paganlara da hitap ediyor. O kilisenin Doğu ve Batının sınırında olması, Anadoluda olması vs. çok önemli. Ve inşaa için orası seçilirken İstanbuldaki 7 Göbekli Tepeye de geçmek istemişler (başkenti oraya taşıyıp çöküşten kurtarmak için) ama olmamış. Hristiyanlıkta ayrılıklar olurken din üzerinden birliği sağlamak üzerine o Bazalika yapılıyor ve kutsal üçleme de ilk kez orada kabul görmüş. Onlar için her anlamda aşırı önem ve de aşırı değere sahip bu yer için neden bu yıl ve bu ay seçildi diye merak edenler için o rakamsal ya da sayısal anlamları söyledim. Ülkenin birçok yerine ritüeller yapıldı: Expo' nun Hatayda olması tesadüf değildi. Bazı dans gösterilerinde de hareket ve sembol olarak neler kullanıldığını görmüştük. Hatay'daki ley hatları çok önemli. Frekansları fark edip çoğu alanda kullanan Tesla' nın Atatürk ile Hatay hakkında görüşmek istemesi de tesadüf değildi. Bir de boyut kapıları var vs. denilirken bu alemle diğer alemin arasındaki perde daha ince olduğu için Hatay enerji alanında çok kıymetli bir yere sahip. Enerji alanlarıyla
Hayata Dair
Hz. İbrahim
Onun hayatı, kalbin yalnızca Allah’a bağlandığında ne kadar güçlü olabileceğini gösteren eşsiz bir durumdur. Düşünsenize bir insan ateşle çevrili bir imtihanın eşiğinde, tüm dünyevi korkuları bir kenara bırakıp, "Hasbunallahu ve ni'mel vekîl"diyebilir mi? Diyebilir.Yani “Rabbim bana yeter, O ne güzel vekildir.” Bu söz yalnızca bir dua değil, aynı zamanda bir kalbin Allah’a olan sarsılmaz güveninin ilanıdır. Hz. İbrahim ateşe atılacağını bildiği halde bu sözü söyleyebildi. Çünkü onun kalbi, yalnızca Allah’a teslim olmuş, O’na güvenmiş ve O’na sığınmıştı. O an ateşin karşısında dururken, kalbi yanmadı. Çünkü kalbinde Allah’tan başka bir şey yoktu. İman onun ruhunu serinleten bir bahar, teslimiyeti ise onu koruyan bir kalkan olmuştu. Ve işte o an, Allah’ın rahmeti tecelli etti. Yüce Rabbimiz, ateşe emretti: “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!” (Enbiya, 69). Ateş Allah’ın emrine boyun eğdi. Çünkü Allah’ın kudreti karşısında ne ateş, ne de başka bir güç durabilir. Hz. İbrahim’in kalbi, Allah’a olan güveniyle yanmaktan kurtuldu. Bu olay bize şunu gösterdi: Kalbini Allah’a teslim eden bir kul, en zor anlarda bile asla zarar görmez. Çünkü Allah, kulunun teslimiyetini asla karşılıksız bırakmaz. Hz. İbrahim’in imtihanı yalnızca ateşle sınırlı değildi. O aynı zamanda bir baba olarak da sınandı. Yıllarca evlat hasreti çekmiş, dua etmiş, sabretmiş ve nihayetinde Allah’ın lütfuyla evladına kavuşmuştu. Ancak imtihan burada bitmedi. Rabbinden gelen emre “Emrolundum.” diyerek teslim oldu. O bıçağına değil, Rabbine güvendi. Çünkü biliyordu ki, Allah’ın emrinde hikmet, rahmet ve bereket vardır. Oğlunu kurban etmeye hazırlanırken, kalbi Allah’a olan güvenle doluydu. Ve işte o anda, Allah’ın rahmeti bir kez daha tecelli etti. Gökyüzünden bir koç indi, imtihan sona erdi ve Hz.
Sami Turan Erel Kelam Tarihi Sınav Notları
Eşarinin Eserleri El-Lüm'a fi'r-red ala ehli'z-zeyğ ve'l-bid'a El-Hass ale'l-bahs: ehli hadis eleştiri El-İbane an usûli'd-diyane: ehli hadis yanlısı Makalatü'l-İslamiyyin ve ihtilafü'l musallin: mezhepler tarihi,sünni kelm. El-risale ila ehli's-Segr: ehli hadis dönemi. Eşarinin fikirlerini sistamleştirenler Bakıllani el insaf, et temhid, hidayetül müsterşidin İbn furek İsferayani: el-Akide Abdülkühir el-bağdadi:Usulü'd-Din Gazalinin filozofları tekfir ettiği üç mesele Alemin kıdemi Allahın cüziyyatı bilmemesi Cismani haşri inkar Matirudi kelamı İmam maturidi: tevilatül kuran Ebu'l Yusr el Pezdevi: Usulü'd-din Ebu'l Muin en-Nesefi: Bahru'l-Kelam, Kitabu't-Temhid, Tabsıratü'l-Eddille Maturidi eşari ayırt edici fikirler: 1.Marifetullah meselesi: Allahın varlığını akıl yoluyla bilebiliriz. Farz. / Vahiy gelmeden kişiler sorumlu değil. 2. Tekvin sıfatı: tekvin sıfatı kudret sıfatından bağımsızdır / tekvin kudretin içinde. 3. Nübüvvetin varlığı: Allahın peyg. Göndermesi hikmeti gereği zorunlu/ mümkün fakat zorunlu değil. 4. İnsanın fiileri(kesb ve irade): insan iradesinesve sorumluluğunu daha etkin ve güçlü/ Allahın mutlak iradesi daha ön planda, insanın etkisi sınırlı.