Muhittin'e noldu gerçekten canına kıydı mı çok merak ediyorum. Bi ideolojinin peşinden fanatikleşmek de iyi değil, hiçbir ideolojinin peşine düşmemek de. Burada bir paradoks başlıyor zaten. Hayatı sorgularken hedeflerinin teker teker gerçekleşmediğini görmek bu paradoksları sorgulatıyor.
Nazım, -Aradıkların odanda değil, dışardadır- diye boşuna demiyor. Ama dışarıda aramaya başladığında yine yetinmiyor insan. İç dünyasını ihmal ediyor o zaman da. Insan kendine çok acımasız davranıyor. Bu yüzden hiç yetinememesi...
Hatırlamak isteyeceğim birkaç alıntı var.
'Osman: Ne zaman yeriz? diye sordu. Sonra her zamanki gibi ikisinin de süreyi dakikalarla değil, kelimelerle ölçeceğini düşünerek, şarkı söylüyormuş, gibi keyifle: -Vakit nakittir diye mırıldandı.'
...
'Çünkü zil birkaç kere daha şaka yapar, şarkı söyler gibi çalmıştı. Kapıyı açınca iri bir gövde loşluğun içinden top gibi fırladı. Sonra yanaklarına kokulu, yumuşak bir kadın teni değdi. Ahmet, «Ablam!» diye düşündü ve öteki yanağını da uzattı.'
...
'Birden eski bir şakayı hatırlayarak: "Hayatta ne yapmalı Katya Mihaylovna?" diye bağırdı. "Hayatın anlamı nedir?"
Azizim Stepan Stepanoviç!- dedi Ilknur. Gülüyordu. "Gene yanıldınız. Artık kimse hayatta ne yapmalı diye sormuyor. Siz geç kalmışsınız. Artık insanlar hayatın anlamını değil, vatanın kurtuluşunu soruyorlar." Arada birbirbirlerine tekrarladıkları bir şakaydı bu.
Ahmet bir keresinde bütün Rus edebiyatının bu basit şaka çerçevesinde döndüğünü söylemişti.'
Refik tamamen hayal dünyasında yaşayan, sıradan hayatına renk katmak isteyen biri olarak Paris'te karşılaştığı Sartre'a: 'Hayatın anlamı nedir Mösyö Sartre? demiş. 'Vatan nasıl kurtulur acaba?'
Mösyö Sartre da şöyle demiştir: 'Mösyö, sizin yerinizde ben olsaydım, bir azgelişmiş ülke aydını olarak burada