Elbette mevzu bahis amaç, hastada bastırılanın diriltmek, ihtimal dahilinde onun "katarsise" etmek ve böylece, tedavi dışında, gerçek hayatta özünde sublime edilebilir dürtülerin inhibisyonunu kaldırılmasına sebep olan sublime edilemeyen agresyonun söylenmesini sağlamaktır. - Françoise Dolto Bu, Dolto’nun çocuk analizine ilişkin teknik anlayışını özetleyen formüllerden biridir. Buradaki mantık doğrudan Freud’un bastırma (refoulement), sublimasyon (sublimation) ve katarsis (catharsis) kavramlarının çocuk kliniğine uygulanışına dayanır. Analitik çalışmanın amacı, çocuğun veya hastanın bastırılmış olanını yeniden dolaşıma sokmaktır. Ancak bu, basit anlamda bir hatırlama değildir. Bastırılan şey çoğu zaman bir temsil değil, bedensel-affektif bir yük, bir agresyon ya da dürtü gerilimi olarak geri döner.  Analizde bu bastırılmış olanın yeniden canlandırılması gerekir. Çünkü bastırılan şey konuşulmadıkça bedende, davranışta ya da semptomda işlemeye devam eder. Dolto’nun burada kullandığı katarsis kavramı da klasik anlamda bir duygusal boşalma değildir. Freud’un erken dönemden itibaren kullandığı bu terim, burada bastırılmış affektin temsil alanına taşınması anlamına gelir. Yani hasta yalnızca boşalmaz; aynı zamanda yaşadığı şeyi temsil etmeye başlar. Dolto’nun özellikle ayırdığı nokta şudur: bazı dürtüler özünde sublime edilebilir. Yani kültürel, yaratıcı veya toplumsal olarak kabul edilebilir biçimlere dönüştürülebilirler. Rekabet, yaratım, oyun, araştırma arzusu ya da düşünme gibi alanlarda dolaşıma girebilirler. Ancak bazı agresyon biçimleri bu dönüşüme direnç gösterir. Dolto’nun sublime edilemeyen agresyon dediği şey tam da budur. Bu agresyon simgeselleşemediğinde özneyi bloke eder. Ve paradoksal biçimde yalnızca kendisini değil, onunla birlikte işlenebilir
Nevrozda Lacancı bir yorumlama doktrinine sahibiz. Yorumlama, söylenenin başka bir okuması olmalıdır. Muğlaklık içeren ve bu nedenle anlama aykırı olan bir okuma. Lacan'a göre anlam, semptomu besleyen şeydir. - Geneviève Nusinovici Nevrozda Lacancı yorumlama doktrini, öznenin onun söyleminde işleyen göstereni ortaya çıkarmayı hedefler. Bu nedenle yorum, söylenenin doğrulanması veya açıklanması değildir. Yorum, söylenene alternatif bir okuma önerir; ancak bu okuma, yeni bir anlam üretmek için değil, mevcut anlamın bütünlüğünü sarsmak için devreye girer. Lacan'ın yorum anlayışı, klasik psikolojinin veya hermenötiğin yorum anlayışından ayrılır. Klasik yaklaşımda yorum, gizli anlamı ortaya çıkarmayı amaçlar. Lacan'da ise yorum, anlamın çoğalmasını değil, anlamın tökezlemesini hedefler. Çünkü nevrotik özne zaten semptomunu anlamlarla örmektedir. Semptom, örneğin depresyonda gördüğümüz üzere, yalnızca acı veren bir oluşum değil, aynı zamanda öznenin jouissance'ını düzenleyen kapalı bir örgüdür. Bu nedenle Lacan, semptomun çözülmesinin her zaman daha fazla anlam üretmekle gerçekleşmeyeceğini söyler. Aksine, anlamın kendisi çoğu zaman semptomu ayakta tutan unsurdur. Öznenin sürekli olarak kendisine açıklamalar üretmesi, yaşadıklarını neden-sonuç ilişkileri içinde düzenlemesi ve her şeyi anlamlandırmaya çalışması, semptomun etrafında yeni gösteren katmanları örer. Bu bakımdan anlam, semptomun panzehiri olmaktan çok, onun besinidir. Lacancı yorum, çoğu zaman muğlaklık, eşseslilik (équivoque), kelime oyunu veya beklenmedik bir gösteren bağlantısı biçiminde ortaya çıkar. Amaç özneye yeni bir bilgi vermek değil, onun söylemindeki gösteren zincirinde bir kesinti yaratmaktır. Yorumun etkisi, öznenin "Şimdi anladım" demesinden çok, "Bu ne demek?" sorusuyla karşı karşıya
Reklam
"Böylece eylemlerimizi, konuşmalarımızı ve davranışlarımızı bastırırız. Ancak zincir yine de alttan alta işlemeye, taleplerini dile getirmeye, iddiasını ileri sürmeye devam eder ve bu da nevrotik semptomun aracılığı ile olur. İşte bu şekilde, bastırma nevrozun ana kaynağıdır." - Jacques Lacan Lacan'ın burada vurguladığı nokta, nevrotik semptomun öznenin başarısızlığı değil, bastırılmış bir hakikatin geri dönüş biçimi olduğudur. Özne, benlik idealiyle, ahlaki talepleriyle veya Öteki'nin beklentileriyle uyuşmayan arzu ve taleplerini bilinç alanından uzaklaştırmaya çalışır. Fakat bastırılan şey ortadan kalkmaz. Freud'un ifadesiyle, bastırılan her zaman geri döner; Lacan'ın diliyle söylersek, gösteren zinciri işlemeye devam eder. Bu nedenle analizde sık karşılaşılan bir durum vardır. Analizan, bazen farkında olmadan, bazen de oldukça bilinçli bir biçimde, kendi arzusuyla ilişkili belirli talepleri analistten saklar. Bunlar çoğu zaman öznenin en fazla yatırım yaptığı ideal imgesiyle çatışan taleplerdir. Çünkü özne, arzusunun hakikatinden çok, kendisi hakkında kurduğu ideal anlatıyı korumak ister. Ancak gösteren zinciri bu sansürü kabul etmez. Söylenemeyen şey, başka yollar bulur. Eğer talep söylem içerisinde yer bulamazsa, semptom aracılığıyla konuşmaya başlar. Eğer semptom da yeterli olmazsa, acting-out biçiminde sahneye çıkar. Böylece özne, söyleyemediği şeyi eylemeye başlar. Analitik deneyimde semptomların şiddetlenmesi ya da acting-out'ların ortaya çıkması çoğu zaman bu bastırılmış talebin yeniden dolaşıma girmeye çalıştığının göstergesidir. Bu nedenle analitik çalışmanın en hassas noktalarından biri, öznenin ne söylediğini dinlemek kadar, neyi söylememekte ısrar ettiğini de duymaktır. Çünkü bazen analizanın en önemli malzemesi, anlattıkları değil,
İnsan özünde çocuğuna kızmaz. Daha doğru ifade ile, insanın çocuğunda en çok kızdığı, kendisi, çocukken ona kızılmasına sebep olan şeyi çocuğunda gördüğünde, yani çocuğunu kendi çocukluğunun narsistik aynası olarak konumlandırdığında, içindeki Öteki narsistik aynısı olan çocuğuna kızmakta. Bu da bu çocuğun ebeveyn için çocuk değil, bir semptom-cocuk olduğunu gösterir. Bu, çocuğa karşı nevrotik körlüktür veya bu, görme biçimidir. Ve bu şekilde aynı mesele veya ayna meselesi nesiller arası aktarılır. whatsapp.com/channel/0029VbB...
Uyumsuzluk da bir uyumdur
"Bu çağ, uyumu fazla övdü. O kadar fazla övdü ki, insan kendi rahatsızlığından bile utanır oldu. Sanki huzursuzluk her zaman aşılması gereken kişisel bir kusurmuş, her iç sıkışma biraz daha çalışılırsa çözülecek bireysel bir arızaymış gibi. Oysa insanın her rahatsızlığı patolojik değildir. Bazen ruh, bozuk olana verdiği sağlam tepkiyle huzursuz olur. Bazen taşkınlık dediğimiz şey, içeride hâlâ ölmeyeni gösterir. Çünkü bazı huzursuzluklar semptom değil, sağlamlıktır; insanın kendine, arzusuna, sınırına, hakikatine tamamen yabancılaşmadığını haber verir."
••• Kaygı, sadece bir semptom değil insanın hiçliğe karşı direnişidir. Özgürlük ve sorumlulukla yüzleşmenin kaçınılmaz bir bedelidir. •••
Psikoloji
Reklam
Reklam