Böyle anlarda karşısında daima, İstanbul’un Boğaziçi’ne hâkim bir tepesinde, Yıldız Sarayının bir penceresinde Boğaz’dan püfür püfür esen serin rüzgârlara kendini vermiş o müstebit padişah canlanır. Evet, yıldız sarayı bir kale gibidir. Salonlar yaldızlı, bahçeler cennet, rüzgârlar serinleticidir. Kapısında uşaklar sürü sürüdür. Ama memleket yanıyor!..
“Günün birinde bir canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkında varırlardı,” diye düşündü delikanlı. “Çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi içgüdülerine güvenmiyorlar...”