Sürekli "lütfen" ve "teşekkür ederim" deme adeti, ilk olarak on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda ticaret devrimi sırasında, büyük ölçüde bundan sorumlu olan orta sınıflar arasında yerleşmiştir. Büroların, mağazaların, ofislerin dilidir ve son beş yüz yıl içinde, bunlarla birlikte bütün dünyaya yayılmıştır. Aynı zamanda daha büyük bir felsefenin, insanların ne olduğuna ve birbirlerine ne borçlu olduğuna dair bir dizi varsayımın işaretidir, bunlar şu anda o kadar derine işlemiştir ki onları göremeyiz.
Bunların gözle görünen önemsizliği şundan anlaşılabilir ki, hemen hemen hiç kimse, prensip olarak herhangi bir durumda "lütfen" veya "teşekkür ederim" demeyi reddetmez hatta "affedersiniz" veya "özür dilerim" demesi neredeyse imkansız olanlar bile.
Aslında ingilizce "please", if you, if it pleases you to do this" ( eğer isterseniz, bunu yapmak hoşunuza giderse) ifadesinin kısa halidir. Avrupa dillerinden çoğunda da böyledir. Fransızca si il vous plait, ispanyolca por favor. Kelime anlamı olarak "bunu yapmak mecburiyetinde değilsiniz" demektir. "Bana tuzu uzat. Ama yapmak zorunda olduğunu söylüyor değilim." Bu cümle de sosyal bir mecburiyet vardırve yerine getirmek hemen hemen imkânsızdır. Birisine tuzu uzatır mısın diye sorduğunuzda aynı zamanda bir emir verirsiniz; "lütfen" kelimesini eklersek, bunun bir emir olmadığını söylemiş oluruz. Ama aslında bir emirdir.
İngilizce "thank you" (teşekkür ederim) ifadesi "think" (düşünmek) kelimesinden gelir, ilk anlamı "bana yapacağın şeyi hatırlayacağım" demektir ama başka dillerde, Portekizce de obrigado iyi bir örnektir. Fransızca merci daha ne ve açıktır. Mercy: merhamet'ten gelir, merhamet dilemekteki merhamet gibi; sembolik olarak kendinizi bağışçının emrine teslim ettiğinizi söyleyerek merhamet diliyorsunuz demektir. Çünkü