Kübra AKYÜZ

Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dergimizin 3. Sayısı Çıktı. 14-16. Sayfalar arasında bulunan İslam da Para yazımı okumayı unutmayın. Link; ondadokuz.karatay.edu.tr/dergi/kripto-pa...
Hz Osman'ın Ticari Zekasını Hiç Duydunuz Mu?
Hicret yurdu olan Medine ya da o günkü ismi ile Yesrib, coğrafi olarak Mekke’den oldukça farklı bir yerdi. Yeşilliği, sulaklığı ve dağlar arasında kalan düz vadisi ile Hicaz bölgesinin en güzel yerlerinden biriydi. O gün için Yesrib’de birçok su kuyusu vardı. Hatta kaynaklarımız daha sonraları Efendimiz (sas) ile çeşitli hatırları olan 14 su kuyusunun isimlerini ve orada geçen hatıraları bize aktarırlar. Ama bu kuyuların hepsinin suyu, o günler için içme suyu olarak kullanılamazdı. Şehir halkı içme sularının büyük bir bölümünü, Rûme kuyusu olarak bilinen bir kuyudan sağlarlardı. Bu kuyu Yahudi bir tüccara aitti ve o, bu kuyunun suyunu çok ciddi paralar karşılığında Araplara satardı. Efendimiz (sas) hicretten sonra bu sıkıntılı durumu görünce, bundan çok rahatsız oldu ve bir an önce bu soruna kalıcı bir çözüm getirmek için yollar aramaya başladı. Çünkü su, insanın asli bir ihtiyacı idi; böyle önemli bir ihtiyaçtan dolayı Yahudilere bağımlı yaşamak kabul edilecek bir durum değildi. Efendimiz (sas) daha ilk günlerde yaslanmadan yaşamayı öğrenmişti. Özellikle ekonomik bağların doğru tesis edilmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bu alanda ipler, birilerinin elinde olduğu müddetçe onlar istedikleri gibi Müslümanları yönlendirmeye devam edeceklerdi. İşte Efendimiz (sas) bu gerçekten dolayı, daha hicretin ilk aylarında bir gün Mescid-i Nebevî’de: “Kim cennet karşılığında bize Rûme kuyusunu satın alacak” demişti. Efendimiz’in (sas) bu sözünü duyan Hz. Osman, bunu bir görev olarak kabul etmiş ve bu konuda sağa sola bakmadan, yapması gereken ameli ortaya koymak için harekete geçmişti. Hz. Osman, infak medresesinin en büyük talebelerinden biriydi. O her zaman bu alanda ilk olacaktı. Vermeye doymayacak, ıskatını varislerine bırakmadan adeta kendi günahlarının kefaretini
Dünya Hayatı Nedir?
Gandi: Sevgi Picasso: Sanat Marx: Düşünce Nietzsche: Güç Einstein: Bilmek Kur'an-ı Kerîm: İyi biliniz ki dünya hayatı, ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Hadîd 20.
Hayat
Teşekkür Etmenin Borçlu Hissetmekle İlişkisi
Sürekli "lütfen" ve "teşekkür ederim" deme adeti, ilk olarak on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda ticaret devrimi sırasında, büyük ölçüde bundan sorumlu olan orta sınıflar arasında yerleşmiştir. Büroların, mağazaların, ofislerin dilidir ve son beş yüz yıl içinde, bunlarla birlikte bütün dünyaya yayılmıştır. Aynı zamanda daha büyük bir felsefenin, insanların ne olduğuna ve birbirlerine ne borçlu olduğuna dair bir dizi varsayımın işaretidir, bunlar şu anda o kadar derine işlemiştir ki onları göremeyiz. Bunların gözle görünen önemsizliği şundan anlaşılabilir ki, hemen hemen hiç kimse, prensip olarak herhangi bir durumda "lütfen" veya "teşekkür ederim" demeyi reddetmez hatta "affedersiniz" veya "özür dilerim" demesi neredeyse imkansız olanlar bile. Aslında ingilizce "please", if you, if it pleases you to do this" ( eğer isterseniz, bunu yapmak hoşunuza giderse) ifadesinin kısa halidir. Avrupa dillerinden çoğunda da böyledir. Fransızca si il vous plait, ispanyolca por favor. Kelime anlamı olarak "bunu yapmak mecburiyetinde değilsiniz" demektir. "Bana tuzu uzat. Ama yapmak zorunda olduğunu söylüyor değilim." Bu cümle de sosyal bir mecburiyet vardırve yerine getirmek hemen hemen imkânsızdır. Birisine tuzu uzatır mısın diye sorduğunuzda aynı zamanda bir emir verirsiniz; "lütfen" kelimesini eklersek, bunun bir emir olmadığını söylemiş oluruz. Ama aslında bir emirdir. İngilizce "thank you" (teşekkür ederim) ifadesi "think" (düşünmek) kelimesinden gelir, ilk anlamı "bana yapacağın şeyi hatırlayacağım" demektir ama başka dillerde, Portekizce de obrigado iyi bir örnektir. Fransızca merci daha ne ve açıktır. Mercy: merhamet'ten gelir, merhamet dilemekteki merhamet gibi; sembolik olarak kendinizi bağışçının emrine teslim ettiğinizi söyleyerek merhamet diliyorsunuz demektir. Çünkü
İnsan ve Toplum