“Birine kalbinizi açıp içinizi döktüğünüzde, giderken sadece kendini götürmüyor, sanki size ait bir sırrı da yanına alıyor. O zaman artık yalnız bile değil, eksik kalıyorsunuz. Sırf gideni değil, dökülüp kırılacak ortalığa saçılmamış eski halinizi de özlüyorsunuz…. Başkalarına yaklaştıkça kendimizden uzaklaşıyorsunuz. Aşkları, ayrılıkları affediyorsunuz da sizden bir parça götüreni bağışlayamıyorsunuz.”
“… Avutulmak istemiyorum ki ben, anlaşılmak istiyorum. Çnümdeki zamanı ileri sarıp yaşlılığı haddinden erken çağırdığımı sanıyorlar, ardımda bıraktığım zamanın ağırlaşıp üçe beşe katladığını anlamıyorlar.”
“… insanı yaşı değil, hayatı yaşlandırıyor. Bazen yaşadıkları, bazen de yaşayamadıkları. Kuracak hayali kalmayan, otsuzunda bile doksanına varabiliyor. Önce ruh pörsüyor, sonra beden de ona uyuyor.”