Müşterisiyle kitap sohbeti yapabilen, kitap ve kitapçı sahibi, eski tabirle sahaf yani bu işi bilen bir insan çok değerlidir. Yeni çıkanlar, önemli eserler, el yazması, matbu vs. bunlar üzerine sohbet edebileceğiniz bir kitapçıya gitmekle herhangi bir zincirin içindeki bir tezgâhtardan kitap almak arasındaki fark, herhâlde açık ve net.
Nihan Kaya’nın bir kitabında geçer. Diyor ki: “Koşulsuz seven ve affeden anne-baba değil, çocuktur.” Bu sözü alın getirin bu kitabın başına yazın. Seurat da bu sözden haberdar olsaydı bence kesin o da böyle yapardı. Kötü çocuk yoktur. Kötü anne-baba vardır. Anne-baba olamayan insanlar vardır. Bazı insanların saf kötü olduğuna, herkesin anne olmaması gerektiğine, sadece dünyaya getirmek ile anne olunmadığına ve bazı annelerin çocuklarını gerçekten sevmediğine o kadar inanıyorum ki bu düşüncelerimi okuduğum çoğu şey destekliyor artık. Bu kitap Fransa’da yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazılmış bir kitap. Ailenin kutsallığından bahsedilsede kutsallık ve dokunulmazlık bana göre böyle bir şey değil. Aile kutsaldır evet ama kutsal olan bir yerde çocuklar zarar görmez. Bu hikaye dövülerek hasta edilen sonrada çocuğun kendisi de dahil olmak üzere herkesin sakar olduğuna inandırıldığı bir hikaye. Sadece bu kadar da değil üstelik sonu çok acı bir şekilde biten Diana’nın hikayesi…Yeryüzünde hiç edilmiş, görülmemiş, sevilmemiş, yok edilmiş binlerce çocuğun hikayesi gibi… Bu hikaye sizi ağlatır mı bilmem ama kalbinizi ağrıtır…..
Konuşmak ve dinlemek üzerine türlü türlü cümleler kurulur. Konuşanlar kendilerini dinleyecek bir kulak ararlar, dinleyenler ise varlıklarından haberdar olunmasını isterler. Kimisine konuşmak iyi gelir kimisine dinlemek. Kimi konuşarak iyileşir kimi dinleyerek… Konuşmanın da binbir çeşidi vardır tabiki. Her konuşma karşısında bir muhatap bir kulak bulamaz. Bu yüzden neyi konuştuğumuz kadar nasıl konuştuğumuzda önemlidir. İbrahim Kalın da kitabında şöyle anlatır: “Meşhur bir tanımlamadır: kalpler uzaklaştıkça sesin volümü artar. muhatabınızın sizi aklen ve kalben duymadığını düşündüğünüz için bağırmaya başlarsınız. fakat kalpler yakınsa fısıltıyla konuşmaya başlarsınız.” işte konuşmanın mahiyetini ortaya koyan kıstas budur. Kalplerin yakınlığı. İki kalp arasındaki mesafe. Mesafe arttıkça ses yükselir. Ne zaman ki sesini alçaltırsın ve bağırmak zorunda da kalmazsın tam olarak doğru yeri bulduğunu farkedersin. Kendini oraya ait hissedersin ve orada çiçeklenirsin.
İbrahim Kalın’ın her bir cümlesi insanın ufkunu açan ve dünyaya bakışını değiştiren cümlelerden . Yıllar önce sadece bir kitabını okumuş olmama rağmen hala cümleleri zihnimde dolanır ve zamansız bir şekilde aklıma düşer. Şimdi ikinci kitabını da okudum. Yine bana hesap edemeyeceğim şeyler kattı. Bu duygu bir kitaptan beklenilen şeylerin çok daha ötesinde…. Gök Kubbenin Altındaİbrahim Kalın