Tasavvuf ehline göre, “aşkın sonu yanmak değil; erimektir.” Esasen denge gerekir; Yanmadan pişmek, pişmeden yanmamak. Şiirdeki ses bir sevgilinin sesi gibi de okunur.
“Vurma kazmayı” — bir kadının, bir sevdiği yorgun adama fısıldadığı sözdür.
“Artık yeter, kalbini o kadar yaralama.” Asaf Hâlet tam bu ikisinin ortasında durur.
Yani: “Sev ama teslim ol, yak ama yok olma.”
“He”, Arapça’da Allah’ın gizli ismidir. Arifler “Hû” veya “He” diyerek nefesle Allah’ı anarlar — bu, “varlığın nefesidir.” “Dur biraz… o dağ senin kalbin.”
Ve işte o, “He” nefesidir.
Belki de hakikate varmak,
hiç kazma vurmadan
bir dağın kalbini dinlemektir.
Ve o kalpte bir zamanlar su arayanın
artık susmayı öğrenmesidir.
Bazı yollar, geri dönülmeyeceğini bile bile yürünür.
Kimi insanlar, gidişini sessizlikle süsler.
Ve o sessizlik, bazen kelimelerden daha gürültülüdür. “Bazı dağlar, kendine dönmeyi bilmeyenlerin arkasından sessizce kapanır.”
O sessizlik, kaderin yürüyüşüdür. sesi azalır,
ama nasibin adımları hep aynı yöne bakar.
“Aşkla yan,kendini yakma.Allah seni zaten görecek kadar yakında” ve son olarak;
ÜZÜLME ALLAH BİZİMLE BERABERDİR.