Çünkü örnek olmak yeryüzünde insanları birbirine bağlayan en güçlü bağdır; her eylem, başkalarında doğruyu bulma, adalet ve hak isteği doğurur ve bu istek onu daldığı düşlerden uyandırıp eyleme yönlendirir.
Gerçekçide iman uyandıran mucize değildir. Gerçekçi, zındıklık yolunu tutmuşsa, bir mucize görse bile kendinde buna inanmamasını sağlayacak güç ve yeteneği bulur. Mucize yadsınamaz durumda bile olsa boyun eğmez; duygularını sırt çevirir. Kabule yanaştığında ise ona mucize saymaz, şimdiye kadar bilmediği bir olay olarak görür. Gerçekçinin imanı mucizeden doğmaz; iman mucizeleri doğurur. Böyle kimse bir kere iman edince artık kendi gerçekliğinin zorunluluğu olarak mucize olanağını da kabul etmek zorundadır.
Esrarengiz psikolojik şeylerin üzerimde adeta ürkütücü bir gücü olur; ilişkileri çözmek için yanıp tutuşurum ve tuhaf insanların sadece varlıkları onları tanıma arzusunu bir tutkuya dönüştürür, bu bir kadının elde etme arzusundan çok da az değildir.