"Şu kadınlar ne garip mahkumlar.Duygusal durumları ne çabuk değişebiliyor. Küçüçük şeylerden nasıl da hemen etkileniveriyorlar. Bir anda dünyanın en mutsuz en kederli, en suçlu insanı iken, nasıl da kolayca gökyüzünün en üst katına çıkabiliyorlar.Sevgileri, tutkuları uğruna neleri göze alabiliyorlar.Onlar için yaşamın temel şartı sevilmek. Aşk'la Tutku'yla sonsuza kadar sevilmek ve asla vazgeçilmemek. Her şeyi affedebilirler ama sevilmemeyi asla."
Uzun zamandır polisiye konulu çok okunan yazar ve kitaplar arasındaki bu kitabı kısa sürede okudum. Sonunda şaşırdığım polisiye kitaplarını çok seviyorum.
1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan Doğu Ekspresinde bir cinayeti işleniyor. Amerikalı bir milyoner olan Simon Ratchett defalarca bıçaklanarak öldürülüyor.
Fakat öldürülme şekli, öldürüldüğü zaman, kim tarafından öldürüldüğü bir muamma. O sırada trende yolculuk yapan,şans eseri orada bulunan dedektif Hercule Poirot, olayı çözmek için sorumluluğu üstleniyor.
Soruşturma başlar başlamasına ama her tanık ifadesinde olay biraz daha karmaşıklaşıyor.
Bu esnada cinayetin arka perdesi hiç göründüğü gibi değil. Cinayet öyle işlenmiş ki kimin ne yaptığını bilmiyorsunuz. Cinayetin iç yüzü ortaya çıkıyor.
Fakat sonuç hiç iç açıcı değil. Hatta epey rahatsız edici..