Kitapta sadece isimleri geçmesine rağmen Nietzsche’nin neden bu kişileri (yaratılışçıları) düşmanı olarak gördüğüne ilişkin algının biraz daha netleşmesi için felsefe tarihinden, mesela Savanarola’dan biraz bahsetmekte yarar var. Aslında Savanarola, Nietzsche’nin ‘düşmanım’ diye nitelendirdiği kişilerden en radikal olanı gibi görünüyor. Savanarola, İstanbul’un Fethi’nden bir yıl önce, 1452’de doğmuş ve 46 yaşında ölmüştür. Orta Çağ düşüncesinin taşıyıcısı rolünü fazlasıyla yerine getiren, Tanrı’ya akılla değil; ancak ruhla ulaşılabileceğini savunmuştur. Bunu yaparken de introspeksiyonu (iç gözlem) kullanmayı yöntem seçmiştir. Orta Çağ’daki baskı, sansür, katı kurallar 13. yüzyılın son çeyreğinden bu döneme kadar devam eder. İşte böyle bir ortamda inançlara merakla yaklaşmayı günah sayan St. Bernard’tan daha da ileri giderek, dini inançları tartışmaya açan kitapları yakmıştır Savanarola. Tanrı ile yüzleşmek sadece inançla ve kutsal kitapları okumakla olur. Mantık yadsınır; gereksiz, dinden çıkarıcı ve tehlikeli görülür.
Diğer eserlerinden de anlaşılacağı üzere, ‘dinleri’ bütün pisliklerin anası olarak görmesine rağmen Nietzsche’nin Hıristiyanlığa öfkesi o kadar geniş ki, bazen Budizm ve Müslümanlıktan övgü ile bahsediyor ve burada, Hıristiyanlığın övgüye değer hiçbir yanının olmadığını göstermeye çalışıyor.