Anadolu bozkırından, Çorum’un bir köyünden Hasanoğlan’a öğrenci olarak gelen Ali Çuhadar, köyünden okula yeni gelmiş.
Öğretmeni ona basımevinin sobasını yakma görevi vermiş.
Yakıt kömürdür. Ali, köyünde tezek, odun yakardı. Kömürü öğretmeni anlatmıştı ama, nasıl yakılacağını bilmiyordu.
İşin acemisi çocuk, kömürü sobaya doldurur, altından kibriti çakar, kömür bir türlü yanmaz. Bir kutu kibrit biter, ama çocuk sobayı yakamaz.
Odada bulunan orta yaşlı bir adam küçük Ali’yi izlemektedir.
"Oğlum, sobayı yakamadın. Beraber yakalım mı...?"
Ali, soba yakma işini kendisine görev olarak veren öğretmenine mahcup olmamalıydı. Odadaki adamın önerisi canına minnet oldu. Kömürü birlikte boşalttılar.
"Bak oğlum, şu köşede tahta parçaları var, onları getir. Orada keser var, onu da getir."
İstenenleri getirdim. Tahtaları birlikte kırdık. Sobaya yerleştirdik.
Aralarına kağıt koyduk.
Haydi şimdi yak, dedi. Verdiği kibriti çaktım, kağıtlar anında tutuştu.
"Nerelisin?"
"Çorumluyum, amca."
"Kızlar da geldi mi?"
"Gelmedi amca."
Odunlar iyice tutuştu. Soba küreğini aldı, gözüme bakarak bir kürek kömürü sobaya koydu. Beklerken, bana okula ve bana dair başka
sorular da sordu.