Seviyemi aştığına inandığım, güçlü bir türkçeyle baş başa kalıp idrak etmekte zorlandığım çokça pasaj olsa da genel olarak ''şuan'' alabileceğim kadarını aldığıma inanmaktayım. O'nu bana çeken en önemli kavram belki de tecessüs'tü. Tükenmek bilmeyen bu bilme arzusunun yolumu şaşırtmasına izin verdiğim bir dönemde bu çarpıcı eseri okumak güzel bir tefavuk benim için. Bir yol işareti, işaretler silsilesi belki. Okumak, öğrenmek, aydınlanmak ve aydınlatmak üzerine aldığım işaretler üzerinde tefekkür etmek zihnimde yeni pencereler açtı.
Tecessüs diyoruz ama bunun üzerine Meriç şunları ifade eder;
''Ben putperest değilim, kitaba tapmıyorum; içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki göz yaşı, içindeki tecrübe, içindeki Tanrı çekiyor beni.'' (Jurnal, 12.9.1963)
Oysa ben susuzluğumu kana kana giderme umuduyla kitap sayfalarından hakikatler toplama peşindeydim. Bunu idrak etmemi sağlayan dizeler ise;
Proust devam ediyor: ''Okuma zihni hayatı uyandırmalı, yerini almamalı onun. Başkalarının hazırladığı bir bal değil hakikat, onu kitap sayfalarından toplayamayız, kafamızın ve gönlümüzün iç hamleleri ile fethedebiliriz ancak.''
Fütursuzca, düzensiz ve dağınık okuduğumuz, tahlil etmediğimiz her kitap tembelliğimizin bariz bir görünümü. Sigara tiryakisi gibi birini bitirip diğerine geçme telaşesi. Bu ancak zekanın işleyişine zeval getirebilecek bir haslet olabilir. İnsan ağır ağır okumalı, öncekilerle tahlil etmeli ve tek gerçeğin o an okudukları olduğu inancını bırakıp kafasını her an çalıştırdığı bir mesai gerçekleştirmeli.
Hakikate yaptığı vurgu ise kendi yaşam yolculuğunda tecessüsün getirebileceği duraklardan biri. ''Her filozof hakikati kendine göre ele alır.'' der. O halde bizim de eriştiğimiz şey filozofun bulduğunu