Zarafeti, düşüncesizlik ve pervasızlığın en uç noktasıydı bu: Hem Sultan hem de vezir bile bile ölümle oynuyorlardı.
İnfazın yapılacağı yere doğru yolda giderken Melikşah "atasına" sordu:
-Sence daha ne kadar yaşarsın?
Cevap verirken Nizam'ın kılı bile kıpırdamadı:
-Uzun, çok uzun süre.
Sultan ne diyeceğini şaşırdı:
- Haydi bana karşı kibirli davranıyorsun diyelim, ama Allah'a karşı bu kibir de ne oluyor? Ağzından öyle laflar çıkacağına, Allah ne derse o olur, herkesin vadesini o bilir, desene!
- Öyle dedim, çünkü geçen gece bir rüya gördüm. Peygamber efendimiz, Allah'ın selamı üzerine olsun, bana göründü, ona ne zaman öleceğimi sordum ve içimi rahatlatan bir cevap aldım.
Melikşah sabırsızlandı:
-Neymiş o cevap?
-Resullullah bana söyle dedi: "Sen İslam'ın temel direklerinden birisin, etrafına hep iyilik yapıyorsun, varlığın müminler için çok değerli, bu yüzden sana, ne zaman öleceğine karar verme ayrıcalığını tanıyorum." Ben de şu cevabı verdim: "Allah korusun, hangi insan böyle bir günü seçebilir ki? İnsan hep biraz daha yaşamak ister ve mümkün olan en uzak tarihi seçersem bile sürekli olarak o günün giderek yaklaştığı saplatısı ile yaşarım ve ister bir ay ister yüz yıl sonra olsun, o günün arifesinde, korkudan tir tir titrerim. Ben tarih seçmek istemiyorum. İstediğim tek lütuf, sevgili Peygamberim, efendim Sultan Melikşah'dan daha fazla yaşamamaktır. Elimde büyüdü, bana 'ata' dediğini işittim, bu yüzden onun ölümünü görmek gibi bir utanca ve ıstıraba katlanmak istemem." "Dileğin olacak" dedi Resullullah, 'Sultan'dan kırk gün önce öleceksin."
Melikşah'ın beti benzi atmıştı, tir tir titriyordu, neredeyse kendini ee verecekti. Nizam gülümsedi:
- Görüyorsun hiç de kibirli değilim, uzun süre yaşayacağıma eminim dediysem sebebi var.
Acaba o sırada Sultan'ın