"eğer bu adamlar ücret, çalışma saatleri ya da pratik talepler için örgütlenmek istese, bu onların doğal hakkıdır," demişti. "Ama ortada hiçbir somut neden yokken örgütleniyorlarsa, gözünü üstlerinden ayırmasan iyi edersin."
Silahı ellerine ben verdim. Kendi gücümü, kendi enerjimi, kendi canımı verdim onlara. Koskoca bir ses yarattım, sonra da onların emir vermesine izin verdim. Yüzüme pancar yapraklarını atan kadının bunu yapmaya hakkı vardı. Ben olanak tanıdım bunu yapmasına. Her şeye ihanet edilebilir, herkes bağışlanabilir. Ama kendi büyüklüklerinin cesaretine sahip olmayanlar bağışlanamaz.
Yaşam ne kadar yalın ve açıktı! O zamanlar kendinden vazgeçmişti, hiçbir şeyi gözü görmek istememişti. Bunun üzerine yaşam da bunu göz önünde bulundurmuş, ondan bir şey istememişti. Dışarda kalmıştı. Güzel gençlik yıllarında sevilen, hastalığında ve yaşlılığında yalnız kalan bir serseri, çitin dışında bulunan bir seyirci olmuştu.
"Bak" dedi Tanrı, "ben seni olduğundan başka türlü kullanamazdım. Sen benim adıma gezip durdun, benim adıma bir yerde oturan insanlara bir parçacık özgürlük özlemi götürdün, benim adıma çılgınlıklar yaptın ve kendinle alay ettirdin; sende benimle alay edildi; sende ben sevildim. Sen benim çocuğumsun, kardeşimsin, benim bir parçamsın. Sen hiçbir şeyi bensiz tatmadın, hiçbir acıyı bensiz çekmedin. Hepsini ben de seninle birlikte yaşadım."