ti wênekêşî nepîvaye hê kadraja kulên di dilê dadê de ti muzîkjenî nestiraye hê kilama barê li ser pişta dadê ti bayî hênik nekiriye hê di havînan de tîbûna kenên dadê
Kurdî
bi ser bedewiya wê de çi zû hat payîz
ax çavên min jê re erd bûna! ji bêhna wê, hê têr nebibû nefesa min gelo, wisa ye çilmisîn? qey xwatirxwestinek berbiharî ye?
Kurdî
Reklam
Fermandar hene, ferman hê hene Zilm hê didome, hê zilmdar hene ! Ew zilmkar tenê Azhî Dehaq e ? Bipeyiv dîrok, navê wan bang ke ! Sewta wan hilbe ji ser vê dinê Hîroşîmayê, Helepça minê !
Sayfa 30·Kitabı okudu
Kurdî
Gol û robar, şewqa rengên zerê zêr û pempe, dida ser şînayiya daristan û zeviyan .
Kurdî
Arkeolog ve filologlar, geçtiğimiz yüzyılın büyük bir bölü­münde önce dilbilim oyunları oynayıp sonra da daha yakın za­manda seramik örneklerini ve diğer arkeolojik kalıntıları ince­leyerek üstün gayret gösterdiyse de, bu toplulukların çoğunun arkeolojik kayıtlardaki izlerini sürmek de güç. Örneğin Danuna­ lar önceleri Tunç Çağı'nda Ege'de yaşayan, Homeros'un sözü­nü ettiği Danaolar ile özdeşleştirilmişti. Şekeleşlerin günümüz Sicilya'sından, Şerdanaların da Sardunya'dan gelmiş oldukları sık sık iddia edilir. Bu varsayım, hem sessiz harf benzeşmeleri­ne hem de Ramses'in yazıtlarında bu "yabancı ülkelerin" kendi "adalarında" bir şer ittifakı kurduklarından ve özellikle Şerda­naların "denizden gelen" bir halk olduğundan söz etmiş olma­sına dayanır. Bununla birlikte ileri sürülen bu fikirleri her uzman kabul etmez. Şekeleşler ve Şerdanaların Batı değil Doğu Akdeniz'den geldiğini ve ancak Mısırlılar tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra kaçarak gittikleri Sicilya ve Sardunya bölgelerine isimlerini verdiklerini ileri süren tamamen farklı bir düşünce ekolü de var. Şerdanaların, Deniz Kavimlerinin ilerleyişinin uzun süre önce­sinden beri Mısırlılarla kah müttefik, kah düşman olarak savaş­mış olması, bu ihtimali destekliyor. Öte yandan III. Ramses'in, saldırganlardan hayatta kalanları Mısır'ın içlerine kendisinin yerleştirmiş olduğunu bize iletmesi ise tersine bir sav.
Sayfa 4·Kitabı okudu
Ramses'in yazıtlarına göre hiçbir ülke bu istilacı insan yığınına karşı koyabilecek durumda değildi. Direniş boşunaydı. Dönemin büyük güçleri olan Hititler, Mikenler, Kenanlılar, Kıbrıslılar ve diğerleri birer birer düştü. Hayatta kalanların bazıları kıyımı ge­rilerinde bırakarak kaçtı, bazıları da bir zamanlar gururla yükse­len şehirlerinin yıkıntılarına sığındı. Diğerleri ise istilacılara katı­lıp yağmacı güruhun saflarına katılarak zaten karmaşık görünen yapısını daha da karmaşıklaştırdılar. Belli ki Deniz Kavimlerini harekete geçiren sebepler her bir grup için kendine özgüydü. Ba­zılarını ganimet ve köle sahibi olma tutkusu kamçılarken, diğerleri de belki nüfus baskılarıyla batıdaki kendi topraklarından doğu ta­ rafına göç etmek zorunda kalmıştı. Krallar Vadisi yakınındaki Medinet Habu'da bulunan tapı­ nak mezarının duvarlarında Ramses kısa ve öz olarak şöyle buyurdu: Bu yabancı milletler adalarında bir şer ittifakı oluşturdular. Top­raklar aniden ele geçirildi ve o arbede içinde darmadağın edildi. Hatti'den Qode'ye, Karkamış'tan Arzava ve Alaşiya'ya kadar hiçbir ülke onların silahlarına karşı duramadı, yok edildiler. Amurru'da bir alana kamp [kuruldu]. Halkını ve topraklarını perişan ettiler, artık sanki hiç var olmamış gibiydi. Mısır'a doğru ilerlerlerken onları kar­şılayacak alevler hazır edildi. İttifak edenler Filistler, Zekkerler, Şe­keleşler, Danunalar ve Vavaşlardı. Yürekleri güven ve cesaret dolu, dünyanın bir ucundan diğerine tüm topraklara el koydular.
Sayfa 2·Kitabı okudu
Reklam
Reklam