‘Yaşamla ölümü birbirinden ayırmış bulunuyoruz, ikisi arasındaki mesafe korkunun ta kendisidir. O mesafeyi, o zamanı yaratan korkudur. Yaşamak günlük işkencemiz, her gün maruz kaldığımız hakaret, her gün hissettiğimiz keder ve şaşkınlıktır, arada sırada içinden büyülü denizlere bir pencere açılır. Yaşamak dediğimiz şey budur ve bu derde bir son vermek anlamına gelen ölümden korkarız. Bilinmeyenle yüzleşmektense bilinene -evimize, eşyalarımıza, ailemize, karakterimize, işimize, bilgimize, ünümüze, yalnızlığımıza, Tanrılarımıza, hayata küskün varlığımızın dar şablonuna-uyarak kendi içinde dönüp duran o küçük şeye tutunmayı tercih ederiz.’