‘Yaşamla ölümü birbirinden ayırmış bulunuyoruz, ikisi arasındaki mesafe korkunun ta kendisidir. O mesafeyi, o zamanı yaratan korkudur. Yaşamak günlük işkencemiz, her gün maruz kaldığımız hakaret, her gün hissettiğimiz keder ve şaşkınlıktır, arada sırada içinden büyülü denizlere bir pencere açılır. Yaşamak dediğimiz şey budur ve bu derde bir son vermek anlamına gelen ölümden korkarız. Bilinmeyenle yüzleşmektense bilinene -evimize, eşyalarımıza, ailemize, karakterimize, işimize, bilgimize, ünümüze, yalnızlığımıza, Tanrılarımıza, hayata küskün varlığımızın dar şablonuna-uyarak kendi içinde dönüp duran o küçük şeye tutunmayı tercih ederiz.’
Özgürlük bir ruh halidir; bir şeyden kurtuluş değil bir özgürlük hissidir, her şeyi şüpheyle karşılama ve sorgulama özgürlüğüdür, dolayısıyla o kadar yoğun, etkin ve kuvvetlidir ki her türlü bağımlılıktan, kölelikten, itaatten ve kabullenmeden vazgeçer.
‘Yine de intihar etmeden, çıldırmadan, siyaset konuşarak, ümitsizliğe kapılmadan teslim olmadan yaşam mücadelemi sürdürüyorum. Öyleyse bir sıkıntım olmamalı.’
Güzel başlayan bazı romanlar ilerledikçe sarpa sarmaya başlar da bir umut okumaya devam edersin ya, ha işte ben öyle yapmayı bıraktım. Neresinde kaldığımı unutmayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlıyım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum. Yani artık istemiyorum Osman.