EZELÎ MÜLAHAZALAR 2
Nasıl sorusu, olayların görünen çehresidir. Zamanın içinde ilerleyen adımların, birbirine eklemlenen hareketlerin, kaçınılmazca birbirini doğuran eylemlerin dilidir. Bize olanı anlatır: rüzgârın nasıl estiğini veya bir kalbin nasıl kırıldığını. Bu yüzden “nasıl”, hem failin hem de maktulün üzerinde uzlaşabileceği bir yüzeydir; çünkü ikisi de aynı hikâyenin içinden geçmiş, aynı zamanın tanığıdır. Oysa neden sorusu, olayın derininde saklı kalan, zamanın büküldüğü o boşluktur. Neden sorusu nasıl sorusu gibi muvakkat bir şerâre değil ancak bir ses sahibi kılınmış muganniye tarafından tagannî edilebilir bir fail yalanıdır. Çünkü burada hatıralar eğrilir, niyetler susar, hakikat parçalanır. “Neden”, perdenin arkasındaki sebebi, niyeti, belki de insanın kendinden bile sakladığı gerçeği fısıldar. Bize niçin olduğunu o anlatır: rüzgârın niçin çıktığını, o kalbin niçin kırıldığını. Fakat bu sorunun cevabı, çoğu zaman failin iç dünyasında saklıdır. Maktul ise bu sorunun eşiğinde kalır; cevabına hiçbir zaman tam olarak ulaşamayacağı bir eşiğin önünde… Tanpınar’ın deyimiyle belki de niye sorusunun cevabı maktülden tecerrüt hâlinde yaşayan hususî bir zamandır.
1000Kitap
📚 Sevgili okurlar, Öncelikle çekilişe katılan herkese yürekten teşekkür ederim. Paylaştığınız her bir alıntı, kendi içinde ayrı bir değer taşıdığını söyleyebilirim. Şunu özellikle belirtmek isterim: Burada paylaşılan alıntılar, asla sıradan bir interaktif değil. Bazen bir cümlenin, hiç ummadığımız anda hayatımıza dokunabileceğini biliyorum. Belki okuyan dostlarımızdan bazıları o alıntıları bir kenara not etti, belki de yeni bir kitabı araştırmaya başladı. İşte bu yüzden sizin katkınız çok kıymetli.🙏 Bu sebeple; düşüncelerinizi, hislerinizi her zaman çekinmeden belirtin lütfen.🍀 Gelelim çekiliş sonuçlarına 🎉 Kazananlar: Semiha E. Melike M Muhammed Ali Akdağ YunusEmre Deفne çiçeği Her zaman olduğu ve olacağı gibi; alıntı paylaşan kıymetli yazar dostlarımı listesinin dışında bıraktığımı dile getirmek isterim. 🎁 Kazanan okurların; adres bilgilerini ve kimin adına imzalı olacağını (her kitap için ayrı ayrı da olabilir) iletmesi yeterli. 1 yedek talihli belirlendi. Eğer ayın 7'sine (Salı akşamına) kadar dönüş yapmadığı takdirde, yedek talihliyle iletişime geçeceğim.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Korkunun Krallığı
geceleri bir ıslık penceremin altında birileri beni çağırıyorlar (yoksa yanılıyor muyum) koşup bakıyorum kimseler yok sarayburnu’nda sis düdükleri mektuplarım kayboluyor posta kutusundan birileri çalıyor ama kim geçen akşam yağmuru değiştirdiler yumuşak başlamıştı tatlı ve ılık nasıl olduysa kestiremedim az sonra sülfirik asitti gökten yağan (cam iplikleri halinde yağıyor değdiği yeri eriterek duman duman) bir yerlere gidecek oluyorum ardımda birileri hayal meyal varla yok arası cigaralarını avuçlarında saklamış gözlerinde aynalı güneş gözlükleri (bilmem yanılıyor muyum) daha dün geceyarısı telefonda birileri fakat konuşmuyorlar bir bubi tuzağı sessizliği hüküm sürüyor türlü olasılıklarla yüklü olağanüstü iri bir o kadar da tehditkar (bilmem yanılıyor muyum)
Gülün Heybesi Hareli
senin göğsün yakuttan yaratılmışken soluğun nasıl da yansıtıyor bendeki yabancıyı içim gezindikçe avlularda, gözlerim sûret arayışında. ben diyorum ey hudutlar, çemberler, halkalar! sizsiniz sûreti yakınlaştıran servi ağaçlarına beni aşan benden aşırtan yumuşaklık saçlarımda çağlayanı döktürdü sanırsınız mübalağa ile yarışırım divanece o ki surları yıktı gözlerimde, kara ruhumda tutacağım kalmadı, arkadaşı davetkâr kıldım arkadaşı, esrarıma kadife bir tonla yakın kıldım. kızıl kıvılcımlar benim heybemde hançerli senin heybendeyse şerare durgun bir fezadır, acıma sınır komayan. ben diyorum ey satırlar, kelimeler, tümceler! sizsiniz hoşa giden bağlar kurduran, güneş ışığına güneş ışığı ki huzmesi sızdı yanağımın kavuklarına şerha şerha çatlaklar oluşurken güller fışkırdı şifam güllerin kırmızısı, bir kızın eteğinden dökülen yeşillerdi mahçubiyetim sıvazlandı o çehrenin enginlerinde karamsarlık ufuğa peydalandı o çehrenin sıcağında. buhûrdanlardan tüten karanfiller, portakallar
Korkunun Krallığı
Geceleri bir ıslık Penceremin altında birileri Beni çağırıyorlar (yoksa yanılıyor muyum) Koşup bakıyorum kimseler yok Sarayburnu’nda sis düdükleri Mektuplarım kayboluyor posta kutusundan Birileri çalıyor ama kim Geçen akşam yağmuru değiştirdiler Uumuşak başlamıştı, tatlı ve ılık Nasıl olduysa kestiremedim Sz sonra sülfirik asitti gökten yağan (cam iplikleri halinde yağıyor değdiği yeri eriterek duman duman) Bir yerlere gidecek oluyorum Ardımda birileri Hayal meyal, varla yok arası Cigaralarını avuçlarında saklamış Gözlerinde aynalı güneş gözlükleri (bilmem yanılıyor muyum) Daha dün geceyarısı Telefonda birileri Fakat konuşmuyorlar Bir bubi tuzağı sessizliği hüküm sürüyor Türlü olasılıklarla yüklü Olağanüstü iri Bir o kadar da tehditkar (bilmem yanılıyor muyum)
Şiir
ATEŞ BACAYI (SARIĞI} SARINCA..
Sarıklı hoca medresede ders anlatırken, genç mollalardan biri parmak kaldırmış: -"Susadım hocam!" Hoca sinirlenmiş: -"Öyle denmez... Derûnum âteş-i nâr ile püryân idigünden, bir kadeh lebrîz âb-ı hoşgüvâr, nûş eyleyerek, teskîn-i âteş ve bu sûret ile iktisâb- ı ferâh-ı bî-şumâr eylemeliyim... demeliydin... Cahiller gibi susadım, demek olur mu?" Aradan zaman geçmiş, bir gün sınıftaki mangaldan sıçrayan bir kıvılcım, gelip hoca efendinin sarığının kıvrımına girmiş... Genç molla hemen parmağını kaldırmış: "Ey hâce-i bî-misâl, v'ey üstâd-ı zî-kemâl, bu şâkird-i pür-ihmâl, şol vechile arz-ı hâl eyler ki; bu hikmet-i müte’âl, nâr-ı mangaldan bir şerâre-i cevvâl pertâb ile ser-i âliyyü’l âlinizdeki sarığı iş'âl eylemiştir." Hoca, elini sarığına atar atmaz, sarık tutuşur, hemen pencereden fırlatır: -"Bre mel'un, sarığın tutuştu desene!" Genç molla da: -"Aman hocam, cahiller gibi, yandı, tutuştu denir mi?
Hikâye-Fıkra