Nuhâs: Tütün. Bir şeyin aslı. Dumansız alev. Tunç ve demir dövülürken sıçrayan serare. Ateş. Kıtr. Kızgın maden. Bakır. Bakır para... Nuhûset: Uğursuzluk. Talihsizlik... Nuhust: Birinci, ilk, evvel... Nühûset: Yaramazlık... Nühust: İlk gelen, evvel doğan, evvelki olan... Nihâs: Kağnı tekerleğinin etrafına takılan çember, yuvarlak demir. Kavafların kullandıkları nesne... Nihas: Asıl. Tabiat... Nehs: Çok yaramaz nesne... Nehs: Kabzetmek, almak. Yılan sokması. Eti ön dişiyle almak... Nehş: Yılan sokmak. Almak, kabzetmek. Ön dişiyle bir nesneyi ısırır gibi tutmak. Et almak... Nehhâs: Nehs’in mübalâğalısı... Nehhâs: Esirci... Nahs: Uğursuzluk. Bahtsız, uğursuz... Nahs: Zayıflama... Nahs: Vurmak... Nahş: Zayıflamak... Nahis: Kıtlık yılı... Nahis: Dönmekten dolayı genişlemiş olan makara deliği... Nâhis: Vuran, vurucu. Devenin kuyruğunda veya göğsünde olan uyuz... Nahise: Koyun sütüyle karışık keçi sütü... Nahâset: Esircilik. Canbazlık... Nâ-hâst: Kötürüm, felc... Nâ-hâst: İsteksiz. İstemeden. İstenilmemiş.
Vâridât: Sigaramın Dumanı!, ″GÖZÜMÜ YUMDUKÇA GÖRDÜĞÜM NAKIŞ″ başlıklı 31 Mart bölümü, İBDA Yayınları