“Aşk her şeyden evvel hissî bir alışkanlıktır. Gözlerimiz belli bir güzelin yüzüne alışır; muhayyelemiz belli bir hava içinde sarılı kalır; kalbimiz yalnız bir sesin, bir ismin tiryakisi olur ve işte, bunu değiştirmek zorunluğu başgösterince insan kendisini çırılçıplak soyulup evinden sokağa atılmış kimsesiz, avare yaşamaya mahkûm olmuş hisseder. Kendi kendine: “Ben şimdi nereye gitsem, ne yapsam?” diye söylenir. Artık âlemdeki bütün vazifeleri ona sona ermiş gibi gelir. Bütün organizmasında, tıpkı sıcak bir memleket mahsulü olan bir ağacın soğuk bir iklime getirildiği vakit gösterdiği hazin can çekişme manzarasına benzeyen bir hal gelip çatar.”
Bir kedi asla kızgın bir sobanın üzerine yeniden
oturmaz, doğrusu da budur, fakat bir kedi aynı zamanda artık soğuk bir sobanın üzerine de oturmayacaktır.
Bir evlilik sadece eşitlik ve hemfikir olmak üzerine kurulabiliyorken, en büyük tutkular
görüş ayrılıkları sayesinde doğar. Biz, birbirlerine neredeyse düşmanlık besleyen böylesi aykırı insanlarız, kısmen nefret, kısmen korkudan ibaret aşkımın kaynağı bu. Böylesi bir ilişkide taraflardan yalnızca biri çekiç olurken, diğeri örs olur. Ben örs olmak istiyorum. Sevdiğime yukarıdan bakarsam mutlu olamam. Bir kadına tapabilmeyi istiyorum, ve bunu da sadece, bana karşı gaddar olursa yapabilirim.
Uzun lafın kısası, bu Venüs güzel ve ben onu seviyorum, öyle tutkuyla, öyle hastalık derecesinde içten, öyle delice seviyorum ki, bu şekilde sadece; aşkımıza ebediyen aynı, ebediyen sakin ve taştan bir gülümsemeyle karşılık veren bir kadın sevilebilir. Evet, ona resmen tapıyorum.
Mitoloji karşısında oldukça kuşkucu davranan Aristoteles ve Polybios, konformizm ya da siyasi hesaplar nedeniyle, Theseus'un veya rüzgar kralı Aiolos'un tarihsel gerçekliğine inanmamışlar, mitleri reddetmek için çaba göstermemişler, yalnızca onları düzeltmeye çalışmışlardır. Niçin düzeltmeye çalışmışlardır? Çünkü mitlerin hiçbirisi, artık gösterilmeyen güvene layık şeyler değildi. O halde, mitlerin tamamını neden reddermediler? Çünkü Yunanlılar efsanelerin baştan aşağı yalan olabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. Mitin antik dönemdeki sorunsalı, az sonra göreceğimiz gibi, doğası gereği açıklanamayan iki dogma ile sınırlıdır: Hiçbir şey başlangıcı itibariyle veya baştan sona yalan olamaz çünkü bilgi yalnızca bir aynadır ve yansıttığı şeylerle öylesine iç içe geçer ki aracıyı mesajdan ayıramazsınız.