Doğa, cahili ve aptalı affetmez. Doğayla oy vererek başa çıkamazsınız. Doğayla ancak bilim başa çıkar. Bilimin bulguları da kaç kişinin o bulguyu yaptığı veya o bulguya inandığı ile değil, bulgunun doğanın gerçekleriyle ne kadar örtüştüğü ile ölçülür. Bir bulgu doğanın gerçekleriyle örtüşmüyorsa ona inananın sayısı ne olursa olsun, o bulgu yanlıştır ve yaşamını ona dayandırmaya kalkanın suratına doğa sonunda şamarını indirir.
İnsan toplumları kendilerini yönetecekleri doğa cahilleri arasından seçerlerse kendi idam fermanlarını kendi elleriyle imzalamış olurlar. Her yönetici doğa bilgini olmak zorunda değildir, ama her yönetici doğa bilimcilere danışacak, onların dediklerini anlayacak kadar doğa bilimlerine vakıf olmalıdır. Bir doğa afetinden sonra "takdiri ilahi" diyen her yönetici aslında kendini yöneticiliğe getirmiş topluma ihanet ediyor demektir. Hiçbir doğa afeti "takdiri ilahı" olmayıp, önceden bilinebilecek ve belirli zaman ve mekan sınırları dahilinde öngörülebilecek doğa olaylarının sonucudur. Bu doğa olaylarını bilmek bilimin, bilimi desteklemek de toplum yöneticilerinin görevidir.
1000 yıldır birileri ona "doğruyu" söylemiş, o da bunu ya baba dayağı korkusu ya cehennem ateşi korkusu ya sultan hiddeti korkusu ya paşa cezası korkusu kabullenmiştir. Sormaya sormaya, bırakın soru üretmeyi, soru sormayı unutmuştur. Sık sık dile getirildiği gibi "icat çıkarma'' gibi bir deyimi üretecek kadar salaklaşmış bir toplumun üyesidir.