Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir Çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı, veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye;
Kötülük ölmüyor. Hiçbir zaman ölmüyor. Yeni bir yüz, yeni bir ad ediniyor. Bize bir kez dokunmuş olması bir daha incitilmeyeceğimiz bir bağışıklık sağlamıyor. Felaket kapıyı iki kere çalabiliyor.
Kadınlar rahatladılar, çünkü korkacak bir şey olmadığını anladılar. Her şey bitmemişti, korkunun yerini öfke aldığı sürece hiçbir zaman her şey bitmeyecekti.