Sercan

Reklam
Bir Şey Olmadan Önce
1. Bölüm — Getirilen Bir var’mış, bir yok’muş. Evvel zaman içinde, zaman her yere aynı uğramazmış. Kimi yerlerden geçer, kimi yerlerde oyalanır, kimi insanların içini kendine yatak yaparmış. İnsan buna alıştığını sanırmış; oysa alışan insan değil, zamanın kendisiymiş. Çölün ortasında, kumun suyu taklit ettiği ama hiçbir şeyi yüzdürmediği bir yerde, küçük bir kasaba varmış. Bu kasaba acele etmezmiş. Çünkü acele edenler ya buraya hiç varamaz, ya da varınca kalamazmış. Gün batımına yakın, hava henüz serinlememişken, kasabanın içinden bir uğultu geçmiş. İki kişi, üçüncü birini taşır gibi değil de, emanet almış gibi yürüyormuş. Ortalarındaki adam yürümüyormuş. Ama sürüklenmiyormuş da. Ağırlığını, sanki artık tutmamaya karar vermiş gibi bırakmış. Kan, dizlerinin altından akıyormuş. Ama bu kan yeni değilmiş. Bir süredir akıyormuş belli ki; rengi koyulaşmış, kumla uzlaşmış. Kan bazı yerlerde aceleyle silinmiş, bazı yerlerde hiç dokunulmamış. Kasabalılar bakmış. Kimse bir şey sormamış. Çünkü bazı manzaralar açıklama istemezmiş; sadece yerini bilirmiş. “Cadıya götürün,” demiş biri. Bu cümlede umut yokmuş. Sorumluluk varmış. Cadı, kasabanın kenarında, rüzgârın ilk uğradığı evde yaşarmış.
Hikaye-Öykü
Sercan
16. Bölüm — İhanet Cadı konuşmaya başladığında sesinde alışıldık sakinlik yokmuş. Bu, sinirli bir insanın sesi de değilmiş. Daha çok… uzun süre güçlü durmuş birinin, yorulduğunu kimse anlamasın diye yavaş konuşması gibiymiş. “İnsan,” demiş, “bazı şeyleri çabuk yaşayamaz.” Gezgin hemen cevap vermemiş. Bu cümle artık tanıdıkmış. Ama tanıdık şeyler, insanı daha az değil, daha çok yorarmış bazen. “Yaşayamamak başka,” demiş sonunda, “izin vermemek başka.” Cadı bu cümleyi olduğu gibi duymamış. Biraz savunmadan, biraz geçmişten geçirerek duymuş. “Ben kendime izin vermiyorum sanıyorsun.” Gezgin başını hafifçe eğmiş. “Bilmiyorum,” demiş. “Ama bazen sanki bir kapının önünde duruyorsun. Açmıyorsun da, gitmiyorsun da.” Cadı uzun süre konuşmamış. Bu sessizlikte eski bir şey dolaşıyormuş. Suçluluk gibi. Sadakat gibi. Yarım kalmış bir konuşma gibi. “Bazı kapılar,” demiş sonunda, “kapatılmadan yenisi açılmaz.” Gezgin bu cümleyi çok dikkatli taşımış. Çünkü artık odada adı konmamış biri yalnızca hissedilmiyormuş. Konuşmanın içine sızıyormuş. “Peki,” demiş gezgin, “kapı kapalıysa… ama sen hâlâ dönüp dönüp kolunu kontrol ediyorsan?” Cadı başını kaldırmış. Bu soru, beklediği bir soru değilmiş. “Çünkü,” demiş yavaşça, “bazı bitişler insana güven vermez.” Gezgin hemen araya girmemiş. Cadı devam etmiş: “Bir şeyin bittiğini bilmekle, bitirdiğine inanmak aynı şey değil.” Bu cümle çok dürüst durmuş. Fazla dürüst. Gezgin bunu hissetmiş. Ve ilk kez kaçmamış. “Peki sen,” demiş, “neyden emin olmaya çalışıyorsun?” Cadı cevap vermeden önce uzun süre düşünmüş. Bu düşünme, kelime seçmek değilmiş. Kendine yaklaşmakmış. “Şundan,” demiş sonunda. “Gerçekten bir şey hissetmediğimden.” Sessizlik. Uzun. Temiz değil. Ağır. Gezgin bu cümleyi duyduğu an içinde küçük bir şeyin yer değiştirdiğini hissetmiş. Ama bunu saklamış. Çünkü bazı cümleler, insanı kırmadan önce sessizleştirirmiş. “Ve bunu anlamanın yolu,” demiş, “zamandan geçiyor.” Cadı başını çok hafif sallamış. “Evet.” Gezgin gülümsememiş. “Başka birinin zamanından.” Cadı bu cümlede ilk kez doğrudan incinmiş gibi olmuş. “Ben seni bekletmek istemiyorum.” Gezgin başını eğmiş. “Biliyorum.” Cadı hemen konuşmuş. “Hayır,” demiş, “gerçekten istemiyorum.” Gezgin çok sakin cevap vermiş: “İstememekle olmaması aynı şey değil.” Sessizlik. Cadı ilk kez kendini açıklamak istemiş. “Bak,” demiş, “bu onunla ilgili değil.” Gezgin çok hafif başını kaldırmış. Bu cümleyi çok insanın ağzından duymuş biri gibi. “Değil mi?” Cadı nefes almış. “Hayır,” demiş. “Bu… benimle ilgili.” Gezgin yavaşça konuşmuş. “Biliyorum.” Cadı durmuş. “Biliyor musun?” Gezgin başını sallamış. “Evet,” demiş. “Zaten mesele de bu.” Cadı kaşlarını çatmış. “Nasıl yani?” Gezgin bu kez kaçmamış. İlk kez olduğu kadar net olmuş. “Sen onu sevmiyorsun belki.” “Ama ona karşı hâlâ sorumluluk hissediyorsun.” Cadı hiçbir şey dememiş. Bu sessizlik, cevaptan daha dürüstmüş. Gezgin devam etmiş: “Ve bazen insan, sevgiden değil… eksik kaldığını düşündüğü çabadan vazgeçemez.” Cadının gözleri ilk kez çok hafif yorulmuş. “Ben…” demiş. Durmuş. Sonra çok sessiz: “Belki.” Bu “belki”, kabul gibi de değilmiş. İnkâr gibi de. Daha çok, uzun zamandır taşınan bir yükün ilk kez adını duyması gibiymiş. Gezgin başını eğmiş. “İhanet etmekten korkuyorsun.” Cadı hemen cevap vermiş: “Evet.” Bu kadar hızlı. Bu kadar temiz. İlk kez. Sonra devam etmiş: “Çünkü ya gerçekten yeterince savaşmadıysam?” Sessizlik. İşte bu, ilk kez hikâyeye dışarıdan değil, cadının içinden gelen bir cümleymiş. Gezgin onu dikkatle dinlemiş. Suçlamamış. Kurtarmamış. Sadece… duymuş. Sonra çok yavaş söylemiş: “Ve sen… yeni bir şeye izin verirsen, eski bir şeye haksızlık yapmış olacağından korkuyorsun.” Cadı gözlerini kapatmış. Kısa süreliğine. “Evet.” Sessizlik. Uzun. Tanıdık. Yorucu. Ve ilk kez gezgin şunu hissetmiş: Sorun, cadının geçmişi unutamaması değilmiş. Sorun, cadının geçmişiyle hâlâ ahlaki bir sözleşme içinde yaşamasıymış. Ve bazı insanlar için, vicdan… aşktan daha yavaş çözülürmüş.
Bir Şey Olmadan Önce
1. Bölüm — Getirilen Bir var’mış, bir yok’muş. Evvel zaman içinde, zaman her yere aynı uğramazmış. Kimi yerlerden geçer, kimi yerlerde oyalanır, kimi insanların içini kendine yatak yaparmış. İnsan buna alıştığını sanırmış; oysa alışan insan değil, zamanın kendisiymiş. Çölün ortasında, kumun suyu taklit ettiği ama hiçbir şeyi yüzdürmediği bir yerde, küçük bir kasaba varmış. Bu kasaba acele etmezmiş. Çünkü acele edenler ya buraya hiç varamaz, ya da varınca kalamazmış. Gün batımına yakın, hava henüz serinlememişken, kasabanın içinden bir uğultu geçmiş. İki kişi, üçüncü birini taşır gibi değil de, emanet almış gibi yürüyormuş. Ortalarındaki adam yürümüyormuş. Ama sürüklenmiyormuş da. Ağırlığını, sanki artık tutmamaya karar vermiş gibi bırakmış. Kan, dizlerinin altından akıyormuş. Ama bu kan yeni değilmiş. Bir süredir akıyormuş belli ki; rengi koyulaşmış, kumla uzlaşmış. Kan bazı yerlerde aceleyle silinmiş, bazı yerlerde hiç dokunulmamış. Kasabalılar bakmış. Kimse bir şey sormamış. Çünkü bazı manzaralar açıklama istemezmiş; sadece yerini bilirmiş. “Cadıya götürün,” demiş biri. Bu cümlede umut yokmuş. Sorumluluk varmış. Cadı, kasabanın kenarında, rüzgârın ilk uğradığı evde yaşarmış.
Hikaye-Öykü
Sercan
15. Bölüm — Zaman Cadı konuşmaya başladığında sesinde alışıldık bir sakinlik varmış. O sakinlik, insana güven de verebilirmiş, bekletip yorabilirmiş de. “Bazı şeyler,” demiş, “zamana bırakılmalı.” Gezgin bu cümleyi duyduğu an cevap vermemiş. Çünkü bazı cümleler, insanın kulağına değil, doğrudan geçmişine değermiş. “Zaman,” demiş sonra, “herkes için aynı şey değil.” Cadı başını hafifçe eğmiş. “Nasıl yani?” Gezgin düşünmüş. “Bazı insanlar için zaman, netleşme alanıdır.” Cadı çok hafif başını sallamış. Bu cümleyi tanıyormuş. Gezgin devam etmiş: “Bazıları içinse çözülme alanı.” Cadı bir süre susmuş. “Sen,” demiş, “zamandan korkuyorsun.” Gezgin hemen itiraz etmemiş. Ama kabul de etmemiş. “Hayır,” demiş. “Ben zamandan değil, uzayan belirsizlikten korkuyorum.” Cadı bu ayrımı olduğu gibi almış. “Belirsizlik,” demiş, “bazen gerekli.” Gezgin bakmış ona. “Kimin için?” Cadı cevap vermiş: “Emin olmak isteyen biri için.” Bu cümle odada fazla dürüst durmuş. Gezgin ilk kez bakışını kaçırmış. “Ve bekleyen biri için?” demiş. Cadı hemen cevap vermemiş. Bu sessizlik, öncekiler gibi değilmiş. Bu, cevabı olan ama söylenmesi zor bir sessizlikmiş. “Beklemek,” demiş sonunda, “her zaman kötü bir şey değil.” Gezgin çok hafif gülmüş. Mutlu bir gülüş değilmiş. Daha çok, uzaktan tanıdığı bir şeyi yeniden görmek gibi. “Beklemek kötü değil,” demiş. “Ama insan neyin içinde beklediğini bilmiyorsa, zamanın şekli değişiyor.” Cadı kaşlarını hafifçe çatmış. “Şekli değişiyor?” Gezgin başını sallamış. “Bir gün, bir gün gibi geçmiyor.” Cadı bu cümleyi hissetmiş. Ama aynı yerden değil. “Sen,” demiş, “çok ileriden düşünüyorsun.” Gezgin bu kez hemen cevap vermiş. “Sen de çok geriden iyileşiyorsun.” Cümle çıktıktan sonra ikisi de sessizleşmiş. Bu, ilk kez istemeden değen bir cümleymiş. Cadı hemen savunmaya geçmemiş. Ama içine çekilmiş. “Ben,” demiş, “acele edip yanlış bir yere varmak istemiyorum.” Gezgin başını sallamış. “Ben de,” demiş. “Ama bazen hiç yürümemek de yanlış bir yere varıyor.” Cadı uzun süre konuşmamış. Bu sessizlikte eski bir şey dolaşıyormuş. Gezgin bunu hissetmiş. Sormamış. Cadı sonunda söylemiş: “Senin için,” demiş, “zaman ne?” Gezgin bu soruyu beklemiyormuş. Uzun süre düşünmüş. Sonra çok sakin söylemiş: “Yıpranma payı.” Cadı başını kaldırmış. Gezgin devam etmiş. “İnsan sevdiği bir şeyi taşırken de yorulabilir. Ve bazen yorgunluk, sevgiden önce gelir.” Cadı bu cümleyi kolay duymamış. “Ben seni yormak istemem.” Gezgin çok yavaş cevap vermiş: “İstememen, yetmiyor bazen.” Sessizlik. Uzun. Ama öfkeli değil. Cadı ilk kez kendini açıklamak istemiş. “Benim için,” demiş, “zaman… ihanet etmemek gibi.” Gezgin durmuş. Bu cümle, ilk kez kapalı bir kapının altından çıkan ışık gibiymiş. “Nasıl yani?” demiş. Cadı bakışını kaçırmış. “Bir şey bitmişse,” demiş, “emin olmadan yenisini doğru yaşayamazsın.” Gezgin bu cümleyi çok dikkatli taşımış. Çünkü ilk kez, odada adı konmamış biri varmış. “Ve o emin olma süresi,” demiş, “başka birinin ömründen geçiyorsa?” Cadı susmuş. Bu seferki sessizlik, çok temiz değilmiş. İçinde suçluluk da varmış. “Ben,” demiş sonunda, “seni bekletmek istemiyorum.” Gezgin başını eğmiş. “Ama istemeden de insan bekletebilir.” Cadı cevap vermemiş. Çünkü bu cümle, savunulacak bir cümle değilmiş. Bir süre sonra çok sessiz söylemiş: “Sen benden acele etmemi mi istiyorsun?” Gezgin uzun süre konuşmamış. Sonra ilk kez çok net olmuş. “Hayır,” demiş. “Ben senden acele etmeni istemiyorum.” Cadı bakmış ona. Gezgin devam etmiş: “Ben sadece zamanın bende neye dönüştüğünü görmeni istiyorum.” Sessizlik. Uzun. Tanıdık. Ağır. Ve ilk kez ikisi de anlamış: Sorun, aynı şeyi istememeleri değilmiş. Sorun, aynı zamanın içinde yaşamamalarıymış.

Sercan

, bir kitap okudu
8/10
·135 syf.·
23 günde okudu
·
2026 6. kitabı
Şükrü Erbaş
8.7/10 · 1.495 okunma
Sercan
drive.google.com/file/d/1Rt961P7... Pdf dosyası 👆