15. Bölüm — Zaman
Cadı konuşmaya başladığında
sesinde alışıldık bir sakinlik varmış.
O sakinlik,
insana güven de verebilirmiş,
bekletip yorabilirmiş de.
“Bazı şeyler,” demiş,
“zamana bırakılmalı.”
Gezgin bu cümleyi
duyduğu an cevap vermemiş.
Çünkü bazı cümleler,
insanın kulağına değil,
doğrudan geçmişine değermiş.
“Zaman,” demiş sonra,
“herkes için aynı şey değil.”
Cadı başını hafifçe eğmiş.
“Nasıl yani?”
Gezgin düşünmüş.
“Bazı insanlar için
zaman,
netleşme alanıdır.”
Cadı çok hafif başını sallamış.
Bu cümleyi tanıyormuş.
Gezgin devam etmiş:
“Bazıları içinse
çözülme alanı.”
Cadı bir süre susmuş.
“Sen,” demiş,
“zamandan korkuyorsun.”
Gezgin hemen itiraz etmemiş.
Ama kabul de etmemiş.
“Hayır,” demiş.
“Ben zamandan değil,
uzayan belirsizlikten korkuyorum.”
Cadı bu ayrımı
olduğu gibi almış.
“Belirsizlik,” demiş,
“bazen gerekli.”
Gezgin bakmış ona.
“Kimin için?”
Cadı cevap vermiş:
“Emin olmak isteyen biri için.”
Bu cümle
odada fazla dürüst durmuş.
Gezgin ilk kez
bakışını kaçırmış.
“Ve bekleyen biri için?” demiş.
Cadı hemen cevap vermemiş.
Bu sessizlik,
öncekiler gibi değilmiş.
Bu,
cevabı olan ama
söylenmesi zor bir sessizlikmiş.
“Beklemek,” demiş sonunda,
“her zaman kötü bir şey değil.”
Gezgin çok hafif gülmüş.
Mutlu bir gülüş değilmiş.
Daha çok,
uzaktan tanıdığı bir şeyi
yeniden görmek gibi.
“Beklemek kötü değil,” demiş.
“Ama insan
neyin içinde beklediğini bilmiyorsa,
zamanın şekli değişiyor.”
Cadı kaşlarını hafifçe çatmış.
“Şekli değişiyor?”
Gezgin başını sallamış.
“Bir gün,
bir gün gibi geçmiyor.”
Cadı bu cümleyi
hissetmiş.
Ama aynı yerden değil.
“Sen,” demiş,
“çok ileriden düşünüyorsun.”
Gezgin bu kez
hemen cevap vermiş.
“Sen de
çok geriden iyileşiyorsun.”
Cümle çıktıktan sonra
ikisi de sessizleşmiş.
Bu,
ilk kez
istemeden değen bir cümleymiş.
Cadı hemen savunmaya geçmemiş.
Ama içine çekilmiş.
“Ben,” demiş,
“acele edip
yanlış bir yere varmak istemiyorum.”
Gezgin başını sallamış.
“Ben de,” demiş.
“Ama bazen
hiç yürümemek de
yanlış bir yere varıyor.”
Cadı uzun süre konuşmamış.
Bu sessizlikte
eski bir şey dolaşıyormuş.
Gezgin bunu hissetmiş.
Sormamış.
Cadı sonunda söylemiş:
“Senin için,” demiş,
“zaman ne?”
Gezgin bu soruyu
beklemiyormuş.
Uzun süre düşünmüş.
Sonra çok sakin söylemiş:
“Yıpranma payı.”
Cadı başını kaldırmış.
Gezgin devam etmiş.
“İnsan sevdiği bir şeyi
taşırken de yorulabilir.
Ve bazen
yorgunluk,
sevgiden önce gelir.”
Cadı bu cümleyi
kolay duymamış.
“Ben seni yormak istemem.”
Gezgin çok yavaş cevap vermiş:
“İstememen,
yetmiyor bazen.”
Sessizlik.
Uzun.
Ama öfkeli değil.
Cadı ilk kez
kendini açıklamak istemiş.
“Benim için,” demiş,
“zaman…
ihanet etmemek gibi.”
Gezgin durmuş.
Bu cümle,
ilk kez
kapalı bir kapının altından çıkan ışık gibiymiş.
“Nasıl yani?” demiş.
Cadı bakışını kaçırmış.
“Bir şey bitmişse,” demiş,
“emin olmadan
yenisini doğru yaşayamazsın.”
Gezgin bu cümleyi
çok dikkatli taşımış.
Çünkü ilk kez,
odada adı konmamış biri varmış.
“Ve o emin olma süresi,” demiş,
“başka birinin ömründen geçiyorsa?”
Cadı susmuş.
Bu seferki sessizlik,
çok temiz değilmiş.
İçinde suçluluk da varmış.
“Ben,” demiş sonunda,
“seni bekletmek istemiyorum.”
Gezgin başını eğmiş.
“Ama istemeden de
insan bekletebilir.”
Cadı cevap vermemiş.
Çünkü bu cümle,
savunulacak bir cümle değilmiş.
Bir süre sonra
çok sessiz söylemiş:
“Sen benden
acele etmemi mi istiyorsun?”
Gezgin uzun süre konuşmamış.
Sonra ilk kez
çok net olmuş.
“Hayır,” demiş.
“Ben senden
acele etmeni istemiyorum.”
Cadı bakmış ona.
Gezgin devam etmiş:
“Ben sadece
zamanın bende neye dönüştüğünü
görmeni istiyorum.”
Sessizlik.
Uzun.
Tanıdık.
Ağır.
Ve ilk kez
ikisi de anlamış:
Sorun,
aynı şeyi istememeleri değilmiş.
Sorun,
aynı zamanın içinde
yaşamamalarıymış.