Şevket'in bana karşı beslediği güven, bir olaydan sonra daha da pekişerek arttı. Çoğu Türk köyleri gibi, onun köyü de alabildiğine geriydi; doktorun ve öğretme-
nin ne olduğunu bile bilmezdi zavallılar. Birisi hastalandığı vakit, yakınları civar kasabadaki şöhretli bir müezzine danışmak için üç saat yol tepmek zorundaydılar.
"Nasıl düzelecek bizim bu hasta, Müezzin Efendi?"
Ve Müezzin Efendi, Kuran'ın üzerine eğilir, derin derin düşünmeye koyulurdu. Tarif edilen hastalık cinsine göre bir şeyler karalardı bir kâğıt parçasına; parasını alır,
kâğıdı verirdi. Ve adamcağız, elinde beş-altı kere katlanmış kâğıt parçası, köyüne döner; hastasına bir güzel yut-
tururdu o kâğıdı...