Karar veriniz ki, kin gütmeyeceğim. Zira kin, insan rûhunun bütün müsbet temâyüllerine kezzab gibi tahrib edici bir tesir îka eder. Buna göre afvediciliği prensib ittihaz etmek lâzımdır. Ancak muhatabın hatası yukarıda îzah edildiği gibi bir karakter bozukluğundan neş'et etmişse afvedip kin gütmemekle beraber onunla münâsebeti devam ettirmemeyi de bir prensib hâlinde benimsemek lâzımdır.
Çocuk yaştan itibaren gözün gördüğü her şeyin ruh, karakter ve hatta irâde üzerinde belli bir tesiri vardır, insan şahsiyeti bu tesirlerin muhassalasıdır ki, bunların çoğu gayrı meş'urdur (idrak edilmemiş, şuuruna erilmemiştir).
Bakmayın bugün adım başı Hz. Mevlânâ bahsinin geçtiğine. O günlerin Türkiye'si, Hz. Mevlânâ'nın da, Mesnevi'nin de yabancısıydı. Devlet dili, onu "hümanist bir ozan" retoriğinin içine çoktan gömmüştü. Bu vasatta onlar, bir ney icrasını, bir konuşmayı dinlemeye, İstanbullardan kalkıp Konya'ya gitmişler, ocak tütsün istemişler. Şöyle bir manzara canlanıyor gözümde: Tekke ve zaviyeler kapatılmış, tarikatlar yasaklanmış. Türk müziği devletin radyosundan sürülmüş. Ama yarım saatlik bir ney icrası ile, iki satır bir Mevlânâ konferansı ile bir adım atılmış. Adeta, bu ney sesi bir sur gibi, uyuyan derviş hücrelerini uyandırmış, onları Hz. Mevlânâ'nın kabri ve hatırası başında yeniden bir araya getirmiş.