kalk düğüne gidelim..
Sarardın üzüntüden, üç gün ağladın baktım gözlerine şıçramış halkın gözleri incesin bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur ısınmış taşlar olur yazları geceleyin sazlar kanımda Çiçek Dağı'nı vurur doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin…İsmet ÖZEL youtu.be/twBaTSyU9-E?si=...
Alıntı
ufak bir şiirim
GÜNEŞE SEVDALI SERÇELER Kırık bir kanat ucuyla dokunmak o yakıcı nûra, Zemheri ayazında, kendi yangınıyla ısınmaktır aşk. Toprağın sinesinden yükselip o en yüksek sûra, Bir damla çiğ tanesiyle, ummana kafa tutmaktır aşk. Güneş, bir altın mühür gibi asılıyken en tepede, Serçelerin kalbinde büyür o devasa ve dilsiz çığlık. Sıfatlar dökülür bir bir, lisan yorulur her hecede, Kendi küçüklüğünde, mutlak sonsuzluğu bulmaktır aşk. Biz ki; gökyüzünü bir hırka gibi sırtına geçirenler, Hiçliğin o ipekten ipinde, ölümsüzlüğü seçenler... Kendi meçhul destanını, kendi kanıyla emzirenler; Yandıkça küle değil, ebedî ışığa doymaktır aşk. Bakma cismimizin o narin, o ürkek duruşuna, Ruhumuzun vaveylası sığmaz bu dünya vuruşuna. Ezelden ebede giden o "tek" hecenin vuslatına, Sessizce diz çöküp, o meçhul destanla susmaktır aşk.
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
sanki o, gözleriyle baktıkça içimdeki serçeler besleniyor.. /çalıkuşu
Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer, İlkyazla uyanır derin uyuyan. Tan sesine cıvıldaşır serçeler, Sevdadır alnıma namlu dayayan. Havuzuma ay ışığı dökülür. Bilirsin ki burada değilim artık, Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir; - Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Bahaettin Karakoç
"Beni ne kadar seviyosun?" dedi, "bir serçenin gözyaşı kadar" dedim. "O kadar mı değersizim?" dedi, ama bilmiyor ki serçeler gözyaşı dökünce ölürler...
Ve hayat aşağıda akar giderdi, aşağıda .. bahçe vardı. Bahçede ağaçlar, ağaçların altında çimento torbaları, çivi sandıkları, kalaslar, keresteler, dikmeler vardı. Bahçenin kapısı haftada bir, on günde bir açılırdı, bahçe terk edilmiş bir benzerdi. Altıncı kattan bakınca, bir uçurumun dibinde gibi ve bir bahar sabahında sona eren bir kabus gecesini andırırdı: Oraya yavrulamak için yer arayan, karınları gövdelerinden ağır disi kediler gelir, diğer dişi veya erkek kediler tarafından dişlenir, tırmalanırdı. Oraya köpekler gelir, öbür köpekler tarafından ısırılır ve ya hırpalanırlardı. Orada kurbağalar, solucanlar ve fareler vardı. Oraya güvercinler, serceler veya sinsin kuşları, fembel kuşları, bir kırıntı bulabilmek için iner, kedi veya köpek pençelerine takılır kalırlardı ve arkasından bu pençe öbür üç pençenin ve dişlerin yardımına muhtaç düşerdi. (Ahh o, artık atlıyamıyacak kadar ağırlaşan gebe kedilerin, şâhane güvercinleri; buraya, bir parça daha bu tarafa diye dua eder, yalvarır gibi süzen vahşi ve güzel gözleri... Ve ahh hele yakalanan avı kaptırdıktan sonraki...) Hırıltılar, miyavlamalar, cikcikler altıncı kata kadar -fakat ferini kaybedip yenilmelerden bir önceki soluklara dönerek- yükselirlerdi. Altıncı kattan, yavrularını boyunlarından tutup oradan oraya taşıyan kediler.. çiftleşen kediler.. aç ve yaralı kediler.. boğazlanan güvercinler veya serçeler.. dallarda veya duvarlarda dövüşen veya sevişen güvercin veya serçeler görünür, köpekler, kemik taşıyan, kemik gömen, gömdüğü kemiği çıkaran köpekler, kedilerle dostluk kurabilmek için yorulmadan dakikalarca uğraşan köpekler görünürdü. __Bahçede bahar olur, yapraklar yeşerir, sonbahar olur kızaran, sararan, kararan yapraklar teker teker dökülür, rüzgârlarla,
Kitap Alıntısı