Suretpereslik
Gönül dünyamın geçmiş sayfalarında, ilahi fermanın mukaddes hudutlarına duyduğum sadakat sebebiyle, tesettür nişanesinden mahrum bir kadına karşı nazarım ne hazindir ki her daim bir mesafe ve keskin bir hüküm barındırırdı;benim zihin yapımda, tarih boyunca asil ve hür kadının bir şeref levhası olarak büründüğü, İslam nişangahında mertebesi en ali yerlere konumlandırılan hicab, kadını hür kılan yegane kaleydi ve bu kaleden mahrum olanlar ancak esaret altındayki kölelerdi. Ta ki yıllar önce Kadıköy Caferağa Camii’nde eda edeceğim öğle namazı vaktinde, zihnimi altüst eden hakikatle yüz yüze gelene kadar: Caminin kapısından içeriye adım atacakken, saçından ayakkabısına kadar zifiri karanlık boyalara bürünmüş, kapkara makyajı, piercingleri, zincirleri ve metal aksesuarlarıyla satanist diye adlandırılan Akmar Pasajı’nın malum dehlizlerine yakıştırdığı yaşıt diyeceğim kızın, kadınlar namaz bölümünden çıktığına şahit oldum; işte o an, kalıpların arkasındaki ruhu müşahede ederek önyargılarımın putlarını ilk kez orada kırdım. Yıllar içinde beşeri nisyan ile zihnim yeniden o eski alışkanlıklara meyledip başörtüsüzlüğü yavaş yavaş bir noksanlık silsilesi olarak görmeye başlamışken, bu defa da eski ve atıl bir AVM’nin otopark katında, yaz sıcağında abdest almanın ve namaza durmanın tam bir eziyete dönüştüğü mescit arayışında, saçı açık bir kadının da aynı ihlas ve dertle mescit aradığına, zorlu şartlarda namaz iradesi gösterdiğine şahit oldum ki bu duruş bende bu hanım muhtemelen teheccüt namazlarını bile aksatmıyordur intibaını uyandırtmıştı. İki farklı zamanda iki farklı kişi aynı olay ve aynı değişimlerde yolculuk yapan ben... Bugün artık saçı açık olan hiçbir kul için kalbimde zan ve önyargı barındırmıyorum; lakin ne acıdır ki asıl fıtri ve fikri tepkim, tesettürü bir şov
Duygu ve Düşünce
Muhsin Ertuğrul çok büyük hocaymış doğrusu.
Erol Günaydın anlatıyor...: – Bir aksesuvar yeme hikayeniz var orada... – Onu unuttum bak, atladım. Yine Kleopatra'nın Mezarı'nı oynuyoruz. Birinci perdede bulgur pilavı ve pide çıkıyor. Yobaz büyücü var, büyüler yaparak define arayan adam. Bunun karnı acıkıyor, çaktırmadan bulgur pilavıyla pideyi yiyip orucu bozuyor, kaşığı atıyor, kapanıyor perde! Herkes gidiyor. Ben hemen arkadan dalıyordum, o bulgur pilavıyla pideyi yiyordum. Çünkü oyun bittikten sonra Ankara'da yiyecek yer yok; bir-iki yer var ama lüks, çok pahalı olur oralara gidersen. Ben de o aksesuvarları altlık yapıyordum ki tutsun. Missouri'ye gidiyorduk hep ama yiyecek yok orada, şarap marap vardı ancak. Neyse beni orada gördüler, "Ulan çocuk, ne yapıyorsun sen! O aksesuvar, yenir mi" diye söyleniyorlar. Ne aksesuvarı mis gibi bulgur pilavı! Tabii herkes evine gidiyor çünkü onlar Ankaralı. Ben oteldeyim, gece 12'de kim verir bana yemek? O zamanlar daha da yokluk içindeydi Ankara, memur şehri. Şeref Gürsoy başladı, "Bu çocuk aksesuvar yiyor" diye dalga geçmeye. Sonra bir akşam geldim baktım ki bulgur pilavı sıcacık çok güzel, pide sıcak, yanında bir de irmik helvası çıkmış. Ay bir yedim onları, bir hoşuma gitti. Ertesi gün, "Muhsin Bey seni çağırıyor" dedi Mefkûre Hanım; kalktım gittim."Eyvah" dediniz tabii.Dur. Gittim Muhsin Bey'e. "Aksesuvar mı yiyorsun sen" dedi. "Yok hocam orada çıkan bulgur pilavıyla pideyi yiyorum" dedim. "Dün akşamki nasıldı" dedi. "Vallahi çok güzeldi bir de irmik helvası çıkmaz mı" dedim. "Ben senin için aşçıya emir verdim en iyi yağlarla yapılıyor, sıcak pide yolluyorum, daha başka bir şey istiyorsan söyle yaptırayım, ağzının tadıyla ye. Bunlar bilmez, aktör dediğin böyle olur" dedi. "Sağ ol" dedim, çıktım. – Oh, aksesuvarlar da daha kaliteli oldu! – Tabii. Muhsin
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Eski Maliye Bakanlarımızdan merhum Adnan Kahveci, Recep Yazıcıoğlunun Aydın valisi olarak görev yaptığı zaman ‘’Recep, Ankara’dan çok sıkıldım hafta sonu özel arabamla sana geliyorum. Kimsenin haberi olmasın biraz kafa dinlendirelim'' der. Yazıcıoğlu, ''çok iyi olur. Bende sıkıldım tebdili kıyafetle şöyle uzak bir köye beraber gidelim'' der. Hemşerisi, çocukluk arkadaşı Kahveci özel arabası ile gelmiştir. İkisi de tanınmamak için köylü vatandaşlar gibi giyinirler. Kahvecinin arabasıyla uzak bir köye doğru yola çıkıp, köyün biraz uzağına arabayı park edip, köye yürüyerek giderler. Yolda köyün yakınındaki bahçede çalışan yaşlı bir ihtiyar görürler. ’’Amca, selamün aleyküm, kolay gelsin. Biz Tanrı misafiriyiz. Karnımız tok. Bu gece bu köyde kalmak istiyoruz. Misafir alırmısın'' derler. İhtiyar amcada ''o ne demek evladım, başımızın üstünde yeriniz var. Hadi hemen gidelim eve'' deyip, misafirlerini evine götürür. Yaşlı hanımına ‘’hanım bak sana iki tane tanrı misafiri getirdim. Malın gittiğine bakma, yüzün ağardığına bak'' der. Yaşlı amca ve teyze misafirlerinin rahat etmeleri için, elinden geleni yapar. Misafirler sabah erkenden kalkıp giderler. Yaşlı amca, bakanı ve valiyi tanımıştır ama o da belli etmemiştir. Hanımına: ‘’ Hanım, bu gece bizim fakirhaneye, devletin bakanı ve valisi misafir oldu, şereflendirdi ‘’ der. Yaşlı teyzede kocasına ‘’ Yok herif, benimle dalgamı geçiyon… Üstlerine başlarına bakmadın mı, şu kılıklı adamlardan bakan, vali olur mu hiç ! ‘’ der ve inanmaz. Aradan bir zaman geçer. Bu sefer rahmetli Recep Yazıcıoğlu aynı köye makam arabasıyla gelmiştir. Misafir oldukları yaşlı amcayı ve teyzeyi sorar. Yaşlı amca ve teyze gelir ve sohbet ederken, ‘’ Sayın Valim, şimdi kendini teyzene tanıt. Siz fakirhaneye şeref verdiğinizde teyzenize bunlar devletin
İnsan ve Hayat
Kalburabastı efendi çanakkalede Kalburabastı efendinin hatıraları İnsanlar savaş yorgunu Kimsenin düşüncelerini söylemeye cesaret edemediği bir devir gelmişti." George Orwell / Hayvan Çiftliği Kalburabastı Efendi Hazretleri aldı eline defteri aldı eline defteri sene 2014 ü gösterirken tv deki bir habere gözü ilişti haber manşetten veriliyordu israil ordusu vaftiz babası yarbay john henry patterson Namı diğer katır john yani çanakkalede savaşan sion katır müjrezesinin kol ağasının başkanının külleri netenya yakınlarında özel saygı duruşu ile defnediliyordu kalburabastı hazretlerinin çanakkalede babası savaşmıştı şimdi kalburabastı efendi bakın dedi Her söz bir kapıdır deyip söze başladı ve söz o dur ki akla açılsın kalbe girsin sözün kimi akla açılırken akıldan tefekkürle çıkan söz kalbe en çok o tesir eder ve kalbur efendi eski bir defterin tozlanmayan sayfalarını açtı bu defter ayakkabıyla girilmeyen sade temiz niyetle kabul edilen eski bir ev gibidir diyip baba yadigarı yazıları okumaya başladı çanakkalede savaşan siyonistleri türk askerlerinin cesaretini anlatıyordu ve defterden biraz hatıra kokusu geliyor hiç bitmeyen türkü ve ağıt sesi dinleyenlerin kulağında yankılanıyordu kalburabastı görmeden yaşamıştı sanki çanakkale kahramanlarının hikayesini görmeden sevdik bizler sizleri diyip o devirler düşüncelerin dile getirilemediği bir devirdi İnsan yılgın savaş yorgunu ve bitkindi Ücreti kul vermez Allah verir Oruç, insanın her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir.Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabi-atüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani, Samanyolunda Ziyafet. Samanyolunda Ziyafet Sezai Karakoç Okudukça hatıraları kalburabastı efendi çanakkalenin içinde aynalı çarşı ana ben gidiyom düşmana karşı diyip babası tabur aşçıbaşısı Ramazan efendinin
Edebiyat
Yavuz Sultan Selim Kimdir Yavuz Sultan Selim kimine göre atının üzerinde peygamber izini süren bir  veli kimilerine göre hasımlarını savaş meydanında perişan eden askeri bir deha kimine göreyse zalim bir sultan Feridun Emecen Yavuz Sultan Selim Yazuz Sultan selim gerekse biyografik hikayesi ile şaşırtıcı bir ilgiye sahiptir bu ilginin şüphesiz pek çok sebebi vardır zira Yavuz sultan selim gerçekleştirdiği faliyet ve giriştiği mücadeleler sonucunda osmanlı devletinin en tartışmalı ismini bize miras bırakmıştır çaldıran savaşı ile başlayan mezhep çatışmaları ile bambaşka bir karaktere sahiptir Yavuz Han maharetli bir kuyumcu edebiyat dilini ustalıkla kullanan Yavuz Han kısa süren saltanat hayatına rağmen osmanlı tarihine saygı duyulan bir isim bırakmıştır biz osmanlı evlatlarına kimilerine göre hayranlık uyandıran Sultan Selimin acımasız kişiliği ise Sultan selime vezir olasın gibi bir bedduanında ortaya çıkmasına sebep olmuştur Yavuz lâkabı ile saygı ile anılan osmanlı sultanı 1.selim 1470 te amasyada dünyaya gelmiştir 1.Beyazıtın oğlu olarak dünyaya gelen Yavuz Hanın annesi dulkadiroğlu bozkurt beyin kızı ayşe hatundur osmanlı belgelerinde adı selimşah diye geçsede sert mizacı ataklığı ve cesareti ile kısa sürede Yavuz olarak tanınır iyi bir tahsil gören osmanlı sultanı ile babası beyazıt özel olarak ilgilenmiş özel hocalar tutarak yetiştirmiştir dedesi fatih han on yaşında onu saraya çağırmış kardeşleri ile birlikte onuda sünnet ettirmiştir Haksız olanlar belini doğrultamazlar Bu çalışma ilginç kişiliği ve kısa saltanatına rağmen kazandığı büyük başarılarıyla osmanlı tarihinde farklı bir yeri bulunan 1.Selimin hayatını ortaya koymak gayesiyle kaleme alınmıştır Feridun Emecen Yavuz Sultan Selim Değerli ve saygıdeğer hanımefendi Garagız bir şiirinde şöyle der
Tarih
İran halısı gönüldeki nakıştır Bağdat yağmalanmıştı bir hikâyede, İran halıları süslemiyordu artık duvarları Dervişler zikretmiyordu seher vaktinde. Oktay Güvener Değerli kitap ehli öncelikle Es selam Aleyküm ve Rahmetullah büyük islam coğrafyacısı ibni Haldun şehirler yaşar büyür ve ölür diyerek Bağdat Musul Kerkük yaşanılan tüm şehirleri insana benzetir şehirler üzerindeki insanlar sayesinde anlam kazandı seher vakti zikir ile uyanan insanlar o toprağı berketlendirir dervişin zikri Allah olursa Allah Teala o topraktan bereketini eksik etmez değerli kalem sahibi devam ediyor hikmetli sözlerine Yüreğim, işgal edilmiş bir ülke gibiydi şehirlerim darmadağın ve yalnız işte en önemli yalnızlıktır seher vakitlerinin unutulup zikrin terkedilmesi bir zamanlar ilmin merkeziydi bağdat şehri osmanlının sancağı şerifi en güzel musulda kerkükte dalgalanırdı Ali kınık esir mi oldun sen ellere kerküğüm diyip toprağın o hazin ağlayışını anlatıyor Değerli şair bir zamanlar iran halılarının bağdat şehrini süslediğini anlatıyor iran halısı gerek tarihçesi gerek özellikleri ile bağdat şehrinde sarayların evlerin en güzel süsüydü efendimiz SAV in kişiye ancak kendi kazancı vardır ve insan kendi kazandığından daha hayırlısını yememiştir hadisi şerifine kıymet verilenlerce hazırlanan iran halısı yıllarca bağdat saraylarını süslemiş gönüldeki aşkın berekete yansıması olmuştur Kıymet bilirsek inşa ederiz Ceylanpınar çok güzel eskiden öyle değildi ama son yıllarda çok gelişti bakım yapıldı şimdi çok çok güzel olmuş eskiden yağmur yağınca çamurdan gecilmezdi şimdi yapılan yolları ve bakimlar sayesinde çamurdan eser yok Zehican Zehican Değerli okuyucu saygıdeğer hanım efendi es selam Aleyküm ve Rahmetullah her yazdığınız yorum ve beğeni benim için bir öğretmendir ve de kıymetlidir
Duygu ve Düşünce