Erol Günaydın anlatıyor...:
– Bir aksesuvar yeme hikayeniz var orada...
– Onu unuttum bak, atladım. Yine Kleopatra'nın Mezarı'nı oynuyoruz. Birinci perdede bulgur pilavı ve pide çıkıyor. Yobaz büyücü var, büyüler yaparak define arayan adam. Bunun karnı acıkıyor, çaktırmadan bulgur pilavıyla pideyi yiyip orucu bozuyor, kaşığı atıyor, kapanıyor perde! Herkes gidiyor. Ben hemen arkadan dalıyordum, o bulgur pilavıyla pideyi yiyordum. Çünkü oyun bittikten sonra Ankara'da yiyecek yer yok; bir-iki yer var ama lüks, çok pahalı olur oralara gidersen. Ben de o aksesuvarları altlık yapıyordum ki tutsun. Missouri'ye gidiyorduk hep ama yiyecek yok orada, şarap marap vardı ancak. Neyse beni orada gördüler, "Ulan çocuk, ne yapıyorsun sen! O aksesuvar, yenir mi" diye söyleniyorlar. Ne aksesuvarı mis gibi bulgur pilavı! Tabii herkes evine gidiyor çünkü onlar Ankaralı. Ben oteldeyim, gece 12'de kim verir bana yemek? O zamanlar daha da yokluk içindeydi Ankara, memur şehri. Şeref Gürsoy başladı, "Bu çocuk aksesuvar yiyor" diye dalga geçmeye. Sonra bir akşam geldim baktım ki bulgur pilavı sıcacık çok güzel, pide sıcak, yanında bir de irmik helvası çıkmış. Ay bir yedim onları, bir hoşuma gitti. Ertesi gün, "Muhsin Bey seni çağırıyor" dedi Mefkûre Hanım; kalktım gittim.
– "Eyvah" dediniz tabii.
– Dur. Gittim Muhsin Bey'e. "Aksesuvar mı yiyorsun sen" dedi. "Yok hocam orada çıkan bulgur pilavıyla pideyi yiyorum" dedim. "Dün akşamki nasıldı" dedi. "Vallahi çok güzeldi bir de irmik helvası çıkmaz mı" dedim. "Ben senin için aşçıya emir verdim en iyi yağlarla yapılıyor, sıcak pide yolluyorum, daha başka bir şey istiyorsan söyle yaptırayım, ağzının tadıyla ye. Bunlar bilmez, aktör dediğin böyle olur" dedi. "Sağ ol" dedim, çıktım.
– Oh, aksesuvarlar da daha kaliteli oldu!
– Tabii. Muhsin