Selamlar,nasılsınız?
Ben çok farklı duygular içindeyim. Feniçka böyle bir etki bıraktı üzerimde. Düşünceli,hüzünlü,bağımsız ve arınmış. Lou Andreas-Salomé ile bu kitapta tanışma şerefine eriştim. Benden yüzyıllar önce yaşamış bir kadınla şu an aynı duyguları paylaşmam çok tuhaf geldi gözüme. Uzak ama bir o kadar da yakın. Feniçka, bağımsız ve özgür ruhlu bir birey. Uzun ve iyi eğitimler alarak doktora yapmış, kendini zihinsel çalışmalarına adamış ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadın. Kitapta birinin eşi veya birinin kızı olarak değil, tam olarak böyle tasvir ediliyor. Fakat öyle ironiktir ki kitabın arka kısmında yazardan Nietzsche'nin evlenme teklifini reddeden kadın olarak bahsediliyor. Oysa Nietzsche'den, Salomé'a evlenme teklifi eden adam olarak bahsedilmez...
Kitabımızın bir diğer karakteri Max Werner ise kadınlara karşı ön yargılarından bahseder ve onları hep bir kalıba sokar. Feniçka ile geçirdiği zaman sürecinde de onu kalıplara sokmaya çalışır ama Feniçka'nın hiçbir kalıba ait olmadığını anlar. Max Werner'in karakter gelişiminin güzel ilerlediğini düşünüyorum. İlk başta net yargıları olan bir insan olduğunu düşünmüştüm ama daha sonra analiz ederek,anlayarak yeni fikirleri benimsedi. Kitapta bir kadınla bir erkeğin geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri yıkıp sadece kendilerinin oluşturduğu güzel bir arkadaşlık kurabileceğini de görüyoruz. Kitabın sonu ise daha önce okuduğum sonlardan farklıydı. Tamamen bitmedi aslında. Her sonda olan bir kavuşma,bir sonuç yaşanmadı. Çünkü tam olarak kurgu değildi. Hayatın içinden bir kitaptı. Ve tam da gerçek hayatta yaşanacak bir şekilde bitti...
Son olarak şuna değinmek istiyorum. Feniçka sevdiği bir şeyi yapmanın ayıplanacak ve gizlenecek bir şey olmadığını düşünen,mahalle baskısına karşı çıkan bir kadın. Çünkü onun