Dorian Gray'in Portresi; Oscar Wilde ile tanıştığım kitap oldu. Yazarın tek romanı imiş. Bir rivayete göre yazarın arkadaşı Wilde'e roman yazamayacağını iddia ettiği için kitabı bir kaç gün içinde yazmış. 3 günde yazdıkları bu kadar mükemmelse keşke daha çok yazsaymış dedim.
Kitap yazıldığı dönemde (1890lı yıllar) topluma ters cinsel ögeler bulundurması nedeniyle pek çok eleştirilmiş. Hatta yazar cinsel yönelimi nedeniyle hapis yatmış ve bu kitap da delil olarak kullanılmış.
Romana gelirse kolay kolay akıldan çıkmayacak 3 ana karakter var, Basil; ressam, Lord Henry; Basil ve Dorian'ın akıllı, kurnaz arkadaşı, Dorian ise portresi çizilen yakışıklı genç... Spoiler vermemek için karakterleri daha ayrıntılı anlatmıyorum ama yazar bu karakterler için şöyle demiş: "Basil Hallward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda..."
Roman sakin sakin ilerlerken Dorian'ın bir dileği ile başka bir hal alıyor.Açıkcası ben kitabın konusunu hiç araştırmadan okuduğum için şaşırdım ve o yıllarda böyle farklı bir kitap yazılmasını başarılı buldum. Dünya Klasikleri içinde felsefik ve doğaüstü yönüyle ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum.
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202399,1bin okunma
Kitapta yıllardır gördüğümüz başarı hikayelerinin tam aksine başarıya giden yolda yaşanan başarısızlık hikayeleri anlatılmış.
Farklı bir çok kişinin kısa hikayeleri yer alıyor. Bazen kötü şans, bazen iyi planlanmayan işler, bazen amacını bilmeden yola çıkmak vb. durumlar bu kişilerin başarısını engellemiş. Kitap bir nevi ''Aklınıza gelen bir fikre bir anda girişmeyin.'' gibi bir alt mesaj vermiş. Hikayelerde bu kişilerin, bu durumlarla nasıl başa çıktıkları anlatılmadan, bu kişi şimdi de şurada, şu işi başardı diye bitiveriyor. O yüzden kitabı beğenmedim.
Popüler kitapları alıp okuyunca çoğu zaman iyi reklam edilmiş, sıradan bir kitapla karşılaşacağım diye korkarım. Açıkcası bu kitapta da korkmuştum, konu kişisel gelişim olunca kötü olma ihtimali de artıyor çünkü. Ama neyse ki korktuğum başıma gelmedi. İç rahatlığıyla alıp okuyabilirsiniz.
Konuya gelirsek İkigai varoluş sebebimizmiş. Kitapta bu sebebi bulmanın yolları ve her gün ikigaimiz için yaşamanın bizi nasıl mutlu ve motive ettiği anlatılıyor.
Öneriler sade bir şekilde tek tek açıklanmış ve akılda kalıyor. Aradan zaman geçtikçe tekrar tekrar okumayı düşündüğüm bir kitap oldu.
Çok sevdiğim Monte Cristo Kontu kitabının yazarından okuduğum ikinci kitaptı. Ben yazarın anlatımını masalsı ve akıcı buluyorum, bu kitabı da çok beğendim.Romanda yer yer Hollanda tarihi ile ilgili bilgiler de mevcut.Cornelis'in siyah laleyi üretmek için verdiği tutkulu çaba ve Rosa ile olan aşkı okumaya değer.
Zooloji Profesörü Persikov bir gün labaratuarda tesadüfen üremeyi hızlandıran bir ışın bulur ve bunun üzerine olaylar gelişir. Daha ışının etkisi anlaşılmadan devlet görevlileri bunu kullanmak isteyince hiç beklenmeyen olaylar olur.
Bulgakov'un dili yine çok akıcıydı ve kitap da kısa olduğu için hemencecik okunuyor. Konudan bağımsız Bulgakov'un sistem eleştirisi olarak ben şöyle kısımlar gözlemledim. Profesörün 5 odalı evinin 3 odasını halktan evi olmayan insanlara vermek zorunda olması ve bu konudaki memnuniyetsizliği, bulduğu ışının kızıl ışın diye anılması ve profesöre yoldaş denilmesinden duydugu rahatsızlık...