(Spoiler vardır)
Vejetaryen oldukça çarpıcı fakat bunu çok da hissettirmediği bir yerden okurla bir araya geliyor. Kitabın üç bölümünde de aslında aynı temaların farklı insanlarda tezahür ettiğini görüyoruz. Yonğhe’nin rüyaları hissettiği baskı ve şiddetin bir dışa vurumu, vejetaryen olması ise patriyarkanın kadına dayattığı rollerden bir sıyrılma biçimi. Bedeni ve kimliğini geri alma arzusu. Fakat bunu yapması bile toplum nezdinde kabul görmüyor. Yadırganıyor. Enişte, Yonğhe’nin bedenini bir “sanat malzemesi” ve kendi baskılanmış doğasından bir kaçış olarak görüyor. Onu boyamak, kaydetmek, sergilemek istiyor.
Bu, toplumda kadın bedeninin erkek bakışına indirgenmesinin güçlü bir metaforu. Kadın burada özne değil, pasif bir nesneye, hatta bir araca dönüşüyor. Yonğhe’nin arzusu, “insan bedeninin zincirlerinden kurtulup doğaya karışma” iken; eniştenin arzusu, bu süreci kendi erotik fantezisine indirgiyor. Sosyolojik açıdan bu, patriarkal toplumun kadının özgürleşme çabasını dahi nasıl sömürdüğünün bir göstergesi. Son bölümde, Yonğhe’nin insan kimliğinden çıkıp ağaç olma isteği, özgürleşmenin en uç ama aynı zamanda en yıkıcı biçimi. Ablanın bakışı ise Yonğhe’nin seçimini anlamaya çalışırken hissedilen hayranlık ve korkuyu aynı anda yansıtıyor. Aslında derinlerde Yonğhe’yle empati kuran ablası onun özgürleşme çabasını tam olarak kavrayamasa bile, kendi iç dünyasında bir çatışmaya giriyor.
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
“ Dibe vurmak ölüm gibi bir şeydir ve bazılarımızı gerçekten ölümle burun buruna getirir. Ölüm elbette, yeniden doğumu mümkün kılar ve insan neyin yanlış gittiğini anlamak ister.”