kitaplardan edindiğim izlenimleri, notlarımı, incelemelerimi ve düşüncelerimi burada paylaşıyorum. okuduğum her eser fikirlerime yön vermeyebilir, paylaştığım her yazı da görüşlerimi yansıtmayabilir.
Cumhuriyet dönemi çağdaşlaşma gidişinin yönü dil, anlam, düşün ve kültür çağdaşlaşması yönünde yapılmıştır. Dini temelden etkileyecek hiçbir değişiklik yapılmamıştır.
"Son Türk Ihtilâli’ni (2) ele alırsak, aynı prensibin hâkim olduğunu görmekte zorluk çekmeyiz. Bağımsızlık savaşları tesadüfi bir olaydır ki bunu, esasen anlamını bitirmiş olan hilâfet ve onun gereği olan bütün kurumlar; -ekonomik, sosyal, siyasal- bir ihtilâl vuruşuyla, yerlerini yenilerine bıraktılar. Bu bir zorunluluktu. Ekonomik, sosyal, siyasal Türk durumu bunu gerektiriyordu. O kadar ki, kurtuluş savaşları olmasaydı bile bu değişiklik yine olacaktı.
Son Rus İhtilâli’ni ele alırsak, aynı gözlem ortaya çıkar. Dünya Harbi’nde Rus çarlığının uğradığı yenilgi, çarlığı ve ona bağlı kurumları temellerinden sarsınca, yerini komünizm alıverdi. Fakat Dünya Harbi olmasaydı başka bir olay, anlamını yitirmiş olan çarlığı devirecek, bunun yerini yeni bir rejmi mutlaka alacaktı."
(2) 1919
"Sayın Berkes’in yanıldığı bir nokta daha var. Devletçiliği Kemalizm’in şaşmaz bir unsuru olarak kabul ediyor. Ve bunu, Kemalizm’e ait evvelce olmayan bir nitelik olarak görüyor. Bu fikri uzun müddet ben de savunmuştum. Sonradan, sosyalist olmayan bir devletçilikte, devletçiliğe aykırı unsurların tasdik edildiği sonucuna vardım. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki devletçilik, bir anlamda, Kemalizm’in savunduğu devletçilikten daha ileridedir (1). Kemalizm’in devletçiliği, Osmanlı devletçiliğine karşı liberalizmi savunan tohumlan beraberinde getirmiştir."
(1) Bak. Ömer Lütfı Barkan, Osmanlı tmparatorluğu’nda Çiftçi Sınırların Hukuki Statüsü, Ülkü Dergisi, sayı 49-50, cilt IX, yıl 1937.
-Önsöz, Prof.Cahit Tanyol.
Türk Tarih Kurumu'nun klasikleşmiş bu eseri, Osmanlı'nın kuruluşundan İstanbul'un fethine kadar olan dönemi ele alıyor.
İlk olarak şunu belirtmeliyim: Bu eser, popüler tarih
Uğur Mumcu ismini duyduğunuzda aklınıza ilk gelen şey ne oluyor? Cesur gazetecilik? Titiz araştırmalar? Toplumsal yaralara parmak basan kalem? İşte "Rabıta", Mumcu'nun tüm bu özelliklerini bir potada erittiği, okuyucuyu derinden sarsan bir başyapıt.
Kitap, adını, Suudi Arabistan merkezli bir örgüt olan "Rabıta-i Âlem-i İslâmî"den alıyor. Ancak "Rabıta", sadece bu örgütün analizinden ibaret değil. Kitap, Türkiye'deki laiklik ilkesinin örselenişini, din istismarını ve karanlık ilişkiler ağını gözler önüne seren bir belge niteliğinde.
Peki, "Rabıta"yı bu kadar özel kılan ne?
Öncelikle, Mumcu'nun kalemindeki sarsıcı gerçeklik. Kitapta yer alan her bilgi, resmi belgelerle destekleniyor. Mumcu, iddialarını havada bırakmıyor, okuyucuyu ikna etmek için elindeki tüm verileri kullanıyor.
İkinci olarak, kitabın sürükleyici anlatımı. Karmaşık konular bile akıcı bir dille ele alınıyor. Belge analizleri, tarihsel arka plan bilgileri ve çarpıcı anekdotlar ustaca harmanlanarak okuyucunun dikkatini her daim canlı tutuyor.