Müslümanlığın Entelektüel İntiharı
♻️Robert Reilly’in Müslüman Bilincin Kapanışı kitabı, abartıya kaçmadan söylemek gerekirse etkileyici bir çalışma. Reilly, muhtemelen güçlü bir Katolik mü’min ama işini ciddiyetle yapmaktadır. Bu da bizlere, ciddi entelektüel çalışmalar karşısında duyulması gereken mahcubiyeti yeniden hatırlatmaktadır. İmam Gazâlî (1058–1111) belki de İslam tarihinin en etkili doktrinerlerinden ve kelamcılarından biridir. “İhyâ” adlı eserinde matematik ve tıp gibi bilimlerin ancak zaman zaman gerekli olabileceğini, bunların daha çok bu dünyaya ait ihtiyaçlarla sınırlı kaldığını belirtirken; “fıkıh”ın, yani şeriatın, hem dünya hem ahiret açısından yaşamsal önem taşıdığını vurguluyordu. Gazâlî’ye göre insan, yaratılışına ve doğasına uygun davranırsa zaten fıkha ihtiyaç kalmazdı. Ancak insanın hem kendisine hem de başkalarına zarar verme potansiyeli olduğu için, onu iki cihanda koruyacak kurallar bütünü olarak fıkıh zorunluydu. Bu nedenle fıkıh, insanlık ve din açısından vazgeçilmez bir düzen kurucuydu. Ancak Gazâlî’den sonra bugün İslam toplumlarının, doğrudan şeriatın korumayı amaçladığı can, mal, nesil ve akıl ilkeleri bakımından hazırlanan uluslararası İslamilik endekslerinde en dip sıralarda yer alması düşündürücüdür. Artık fıkıh, “Din, güzel ahlaktır” hadisinin işaret ettiği evrensel vicdan ve ahlak üretme kapasitesini de büyük ölçüde ümmet genelinde kaybetmiş görünmektedir. Eş‘arîlik ve Bilincin Kapanışı __“Hakem olayı” sırasında Hz. Ali’yi siyasal manevrayla zor durumda bırakan Muaviye’nin hakemi Ebû Musa el-Eş‘arî idi. Bu süreç, İslam dünyasında onarılamaz sonuçlar doğuracak Şii–Sünni ayrışmasının önemli kırılma noktalarından da biri oldu. İlginç olan ise daha sonra gelen ve akrabası sayılabilecek Ebû’l Hasan el-Eş‘arî’nin kurduğu Eş‘arî kelamının, sebep-sonuç
Makale|Yazı
Aileye bir senaryo,dostlara bir senaryo,etraf muhite bir senaryo kısacası bir şerri-şerhler ve güzel de bir adlandırma ile güzel gözüken ameller..Pı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
➡️ *Hazret-i Mevlâna, ney çalmadı, dönmedi!* 📆 (Osman Ünlü Hocanın 17.12.2025 tarihli yazısı) *Sual: Mevlâna hazretleri ney çalmış mıdır, ellerini açıp dönmüş müdür, eğer ney çalmadı ve dönmedi idi ise, bu yapılanlar nedir?* *Cevap:* Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, evliyanın büyüklerindendir. Divanında otuz bin, Mesnevisinde kırk yedi bin beyit vardır. Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyânın büyüklerinden olan, Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı, raks etmedi. Dünyaya nur saçan Mesnevîsine, her memlekette, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan en kıymetlisi, Mevlâna Câmî'nin kitabıdır ki bu kitapta deniyor ki: “Mesnevînin birinci beytinde, 'Dinle neyden, nasıl anlatıyor ayrılıklardan şikâyet ediyor' deniyor. Ney, İslam dininde yetişen kâmil insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuş, her an, Allahü teâlânın rızasını aramaktadır. Ney, Farsçada 'yok' demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hasıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinde, Allahü teâlânın ahlakı zahir olmaktadır. Neyin üçüncü manası, 'kamış kalem' demektir ki, bundan da, insan-ı kâmil kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlâdandır.” İkinci Abdülhamid Han zamanında Ankara valisi olan Abidin Paşa, Mesnevî şerhinde, neyin insan-ı kâmil olduğunu, dokuz türlü isbat etmektedir. Sonraları, bazı cahiller, neyi çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi, şeyler çalmaya, dans etmeye başladılar. Oyun aletleri, o tasavvuf üstadının türbesine konuldu. Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, yüksek sesle zikir bile yapmazdı. Nitekim
Alıntı
Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyânın büyüklerinden olan, Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı, raks etmedi. Dünyaya nur saçan Mesnevîsine, her memlekette, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmıştır. Bunlardan en kıymetlisi, Mevlâna Câmî'nin kitabıdır ki bu kitapta deniyor ki: "Mesnevînin birinci beytinde, 'Dinle neyden, nasıl anlatıyor ayrılıklardan şikâyet ediyor' deniyor. Ney, islam dininde yetişen kâmil insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuş, her an, Allahü teâlânin rızasını aranmaktadır. . Ney, Farsçada yok' demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmustur. Ney denilen çalgı, içi bos bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hasıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinde, Allahü teâlânın ahlakı zahir olmaktadır. Neyin üçüncü manası, 'kamış kalem' demektir ki, bundan da, insan-ı kâmil kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlâdandır." ikinci Abdülhamid Han zamanında Ankara valisi olan Abidin Paşa, Mesnevî şerhinde, neyin insan-ı kâmil olduğunu,dokuz türlü isbat etmektedir.
Hadîs-i Şerif kitapları üzerine ulemâmız tarafından ciltlerce şerhler yazılmış. Zihinde bir işkal oluştuğunda bu şerhlere bakarak hadisleri anlamaya çalışmadan karalayan, uydurma diyenlere ne demeli!?
Din
40 Hadis-i Şerif (İmam Nevevi Rahmetullahi Aleyh )
İmâm Ebû Zekeriyya Rahmetullahi Aleyh Yahyâ b. Şeref Rahmetullahi Aleyh Nevevî, Şâfi’î (ö. 676 / 1277) Rahman ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle Hadis-i şerifte: “Kim ümmetime dini işlerine dair kırk hadis hıfz ettirirse, Allahü teâlâ onu âlimler zümresinde haşreder. Ben de kıyamet gününde ona şâhid ve şefaatçi olurum” buyurulmuştur. İslâm âlimleri bu müjdeye erebilmek için çeşitli konularda Kırk Hadisler derlemişlerdir. Tarihte ilk önce kırk hadis derleyenin Kûfe’de oturan Merv’li Bilgin Abdullah İbn Mübarek olduğu bilinmektedir. İmâm Nevevî’nin bu geleneği devam ettiren elinizdeki eseri, en fazla yayınlanan ve üzerine şerhler yapılan bir eserdir. 01- Emiru’l-Mü’minin Ebû Hafs Ömer b. Hattâb (radıyallahü anh)’den: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim, şöyle buyuruyordu: Ameller niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise onun hicreti Allah’a Rasûlünedir. Kimin de hicreti eline geçireceği bir dünya veya nikah yapacağı bir kadına ise hicreti, hicret ettiği şeyde son bulur.” Bu hadis: Her biri hadisçilerin imamı olan Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. Muğıre, Berdizbe el-Buharî el cu’fi ile Ebul Hüseyin Müslim b. Haccac el Kuseyri en-Neysaburi Musannef kitanplarının en sahihi olan sahihlerinden rivâyet ettiler. 02- Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh)’dan: “Bir gün biz Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında iken birden baktık ki, elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk alâmeti olmayan biri karşımıza çıkageldi. Onu bizden kimse tanımıyordu. Nihayet Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem )’in yanına oturdu. Dizlerini dizlerine dayadı, iki avucunu dizleri üzerine koydu ve: “Ya Muhammed, İslam hakkında bana haber ver” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İslâm;
Hayat ve İnsan