Hepimiz duymuşuzdur komşumuz açken tok yatmamak gerektiğini ancak kaçımız uyguluyoruz? Saramago’da bir röportajında : “Artık yan komşumuza karşı bile körleşmişken Mars’a gitmenin ne anlamı var?” diyor. Günümüzde tepki vermenin önemi çok büyük ama biz çevremizdeki tüm olaylara gözlerimizi kapatıyor adeta körleşiyoruz. Teknolojinin gelişmesiyle artık dünyanın dört bir yanındaki olayları görebiliyoruz ancak hiçbir tepki vermiyoruz. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki: İnsan değiştiremeyeceği şeylerin körü olur.
Bizi ilkel doğadan ayıran özelliğimiz “düşünmek”. Düşünmek için sebebe ihtiyacımız yok ama bu dönemde kimseyi düşünmez olduk. İnsanoğlu olarak garip bir kibrin içindeyiz. Hayatı tek başımıza göğüsleyebileceğimize dair büyük bir inancımız var ancak hayat dostluklarla, beraberliklerle güzel. Bu güzel duyguların hepsini unuttuk. Yapılması gereken her şey bir görevmiş gibi, evimizin musluğundan su akması, evimize elektrik gelmesi doğal durumlar gibi kimseye teşekkür etmez olduk. İşte Körlük kitabı insanın kendini karakterize eden tüm bu duygulara karşı körleşmesini anlatıyor. Dostluklara, dürüstlüğe, saygıya karşı körleşmek… Belki de körlüğün en kötüsü budur.
Kitaptaki tasvir edilen körlük “Süt beyazı”dır. Bu da bize masumluğu çağrıştırıyor. Yani Saramago bizlere günümüzde insanların masumiyet perdesinin arkasına saklanarak körleştiğiyle ilgili bir metafor sunuyor. Bir diğer metafora bakacak olursak göz doktorunun körleşmesidir. Gözü tedavi eden kişinin de kör olarak artık işlevsiz hale gelmesi, aslında hepimizin aynı seviyede olduğunu ve körlük dendiğinde her şeyin anlamsızlaşacağı anlamına gelmektedir.
Kitapta bakacağımız bir diğer husus Saramago’nun nokta ve virgül işaretlerinden başka bir noktalama işareti kullanmamasıdır. Saramago’ya göre hayat, zaman, düşünceler