Fatih Duman birbirini takip eden Meczup ve Hiç Kimse kitaplarını bir seri halinde kurgulamış. Bnde incelememi her iki kitabı ele alarak yapıyorum.. Birbirini tamamlıyorlar ama birbirinin devamı gibi düşünmeyin.Yani birini okuyunca illa arkasından ikinciyide okumam şart gibi eksiklik hissetmiyorsunuz. Ama imkanınız varsa seriyi okumanızı öneririm tabi. Bn Meczup-Hiç Kimseyi okudum arada 152 Gün atlamışım onuda okuyacağım.. Araştırdığım kadarıyla serinin "152.Gün" kitabı karakterlerin kaderlerinin nasıl kesiştiğini gösteren ara bir köprü görevi görüyormuş..Yani düşüncemde bir değişiklik olacağını sanmıyorum.. Meczup ve Hiç Kimse kitapları, tarz olarak "Tasavvufi/Manevi, Felsefik Öykü" Kıvamında Kısa Öykü tarzında yazılmışlar. Meczup kitabında teslimiyeti, gerçek sevgiyi, bekleyişi tasavvufi derinlikle vurguluyor. Hiç kimse kitabında insanın kimliğini bulma çabasına, içsel yalnızlığına, görünmezliğine ve maddi değerlerin ötesindeki manevi zenginliğe derinlemesine işlemiş. Kitapları okurken samimi ve sade anlatımıyla, türkülerle, içsel seslenişlerle duygusal bir yolculuğa çıkacaksınız..Eğer"Bana bir oturuşta bitecek kadar akıcı, ama kapağını kapattığımda beni saatlerce düşündürecek, içimi ısıtacak ve insani duygularımı harekete geçirecek bir şeyler lazım" diyorsan; Ve İnsan ruhunun derinliklerini seviyorsan Meczup ve Hiç Kimse tam aradığın kitaplar diyebilirim.
Önce Meczup'u, ardından Hiç Kimse'yi okursan ki bn öyle yaptım karakterlerin ve hikayelerin birbiriyle olan o naif bağını çok daha iyi yakalayabilirsin;) Kıymetli Yazarımız’ın her iki kitabı da bence elinize alınca bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap serisi olmuş tavsiye ederim. Şayet Fatih Duman’ın bu öykü serisini okursanız kendinize yatırım yapmış olursunuz bir şey kaybetmezsiniz… yani… Efendim… Okuyacak
Mindf*ck serisinin üçüncü kitabı olan Kızıl Melek, benim için serinin yakaladığı kaliteyi koruyan ve hatta bazı yönlerden daha da güçlenen bir devam kitabı oldu.
Öncelikle baskı kalitesi yine oldukça başarılı. İlk iki kitapta olduğu gibi kalın sayfalar, özenli baskı ve kaliteli bir fiziksel kitap hissi korunmuş.
Hikâye tarafında ise yapboz parçaları yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. Serinin başından beri verilen ipuçları ve sırlar anlam kazandıkça okuma keyfi daha da artıyor. Özellikle olayların gelişiminde hiçbir şeyin rastgele hissettirmemesi hoşuma gitti. Her yeni bilgi, daha büyük resmin bir parçası gibi yerine oturuyor.
Yazım dili önceki kitaplardaki akıcılığını koruyor. Anlatım sade, anlaşılır ve son derece sürükleyici. Karakter gelişimleri de aynı şekilde tutarlı ilerliyor. Karakterler yalnızca olayların içinde hareket etmiyor; yaşadıkları deneyimlerin onları nasıl şekillendirdiğini de görmeye devam ediyoruz.
Bu kitapta üçüncü bir karakterin bakış açısının eklenmesi de hikâyeye önemli bir katkı sağlamış. Olaylara farklı bir pencereden bakabilmek hem gerilimi hem de anlatının derinliğini artırmış.
Mindf*ck serisinde en sevdiğim şeylerden biri, karakterlerin seçimlerini yargılamak yerine onların neden o seçimleri yaptığını göstermesi. Doğruyu ya da yanlışı güzelleştirmeden, sonuçlarıyla birlikte önümüze koyuyor. Kızıl Melek de bu yaklaşımı başarıyla sürdürüyor.
Açıkçası bu kitapta eleştirebileceğim belirgin bir nokta bulamadım. Gizem, karakter gelişimi, tempo ve anlatım dili benim için oldukça iyiydi. Kitabı büyük bir keyifle okudum ve serinin devamı için merakımı daha da artırdı.
Kısacası Kızıl Melek, yapbozun parçalarının yerlerine oturmaya başladığı, karakterlerin gelişimini güçlü şekilde sürdürdüğü ve serinin kalitesini koruyan çok başarılı bir devam
İlk kitaptaki devrim ve heyecanın ardından bu kez karakterlerin omuzlarına binen yükleri görüyoruz. Özellikle Vin'in yaşadığı iç çatışmalar, güven duygusuyla verdiği mücadele ve kim olduğunu keşfetme çabası kitabın en güçlü yanlarından biri. Aksiyon sahneleri yine etkileyici olsa da bu kez karakter gelişimi ve siyasi entrikalar ön plana çıkıyor. Bazı bölümlerde tempo ilk kitaba göre daha sakin ilerlese de Sanderson'ın kurduğu dünyanın detaylarını görmek ve karakterlerle daha derin bağ kurmak bu süreci fazlasıyla değerli kılıyor. Final kısmı ise yine ustalık eseri sayfalar ilerledikçe bırakmak neredeyse imkansız hale geliyor. Bu seride en sevdiğim şeylerden biri, hiçbir olayın boşuna yaşanmıyor oluşu. Sanderson her detayı sabırla işliyor ve zamanı geldiğinde hepsini anlamlı bir parçaya dönüştürüyor. Kuşatma, bir geçiş kitabı gibi görünse de aslında büyük fırtına öncesindeki sessizlik hissini mükemmel veriyor. Serinin devamı için beklentimi inanılmaz yükselten, karakterlerine daha da bağlanmamı sağlayan ve son sayfasını kapattığımda hemen üçüncü kitaba başlamak istememe neden olan bir okuma deneyimiydi.
Selamlar! Haftanın son gününde cumaya hiç yakışmayacak bir seri kitap devamı ile geldim!
Kusursuzca Kusurlu serisi 4
Ve en baştan anlaşalım serinin ilk 3 kitabını okuyanlar için yüksek hayal kırıklığı taşıyor kendisi!
Şimdi efenim; hayatı boyunca büyük bir mafya imparatorluğu olan La Cosa Nostra'nın içinde büyüyen Isabella, kendisini çocukken kurtaran Luca’ya takıntılı derece aşıktır.
Burada parantez açalım Isabella olayı yaşadığında 6 yaşlarındadır!
Neyse; Ailenin dedesi ölmeden önce, ailenin ve bölgenin güvenliğini sağlamak amacıyla Isabella ile Luca'nın evlenmesini vasiyet eder.
Ve tabi Isabella bunu büyük bir memnuniyetle kabul eder.
Ama Isabella 19 yaşında; Luca ise kendisini aldatan karısından henüz boşanmakta olup bir de kız çocuğuna sahiptir!
Olaylar, olaylar!
Luca mecburen Isabella ile evlenir ama ona asla dokunmaz, dokunamaz! Bizim genç kızımız ise karanlık tutkularını ona sergilemekten ve sürekli etkilemeye çalışmaktan dahası sınırları zorlamaktan geri durmaz…
Kitap devam ederken Luca’nın geçirdiği kaza ve yaşadığı hafıza kaybı ile ortalık bir anda karışır!
Güç savaşlarının dengeleri bozacağı korkusu içinde Isabella tüm kurnazlığı ve zekası ile sahnededir!
Gelelim hayal kırıklığı yaşatan kısma:
Dark romance seviyorsanız sizi doyurur bir kurgu fakat konu mafya mevzuları olunca biz kitapta biraz heyecan ararız ki bir yerden sonra özellikle her sayfada başka bir yatak sahnesi ile baş başa kalıyoruz..
Dolayısı ile yaş farkı, zoraki evlilik, yalanlar ve sırlarla çevrili romanı çok da bir neticeye bağlamadan bitirdik.
Tavsiye eder miyim?
Okumasanız da olur..
Ama benim gibi seride eksik parça kalmasın derseniz mecburen okursunuz!
Selam canlar
Bugün sizlere severek okuduğum @aurora.ascher.author kaleminden "Hell bent serisi 'nin dördüncü kitabı olan #benimşeytanikoruyucum kitabı ile geldim...
Evett serimizin önceki kitaplarını severek okumuştum dördüncü kitabı da aynı şekilde severek ve keyifle okudum.
Cehennemden özgürlükleri için kaçan 4 kardeşten birisi olan Raum'un ve melek kızımız Sunshine 'in hikâyesini okuyoruz...
Raum'un hikayesini de diğer kardeşler gibi çok merak ediyordum ve sonunda onun hikayesini de okudum tabiki çok sevdim.
Tabiki serinin devamınıda merakla bekliyorum.
Yazarın kalemi zaten şahane akıcı kendini bir solukta okutuyor. Yazar mizah ve sıcak aile hissini şahane dengelemiş. Kardeşlerin birbirleriyle olan sahneleri kitabı daha eğlenceli yapıyor. Ben hepsini çok sevdim ama Raum favorim oldu, sanki daha korumacı, özellikle hayvanlarla olan bağı ve içindeki yalnızlık hissi ona daha bir derinlik katmış.
Son olarak uyarımı da yapıp konusuna geçiyorum.
“Benim Şeytani Koruyucum” cehennemden kaçıp insanların arasında yaşamaya çalışan iblis kardeşlerden biri olan Raum’un hikâyesini okuyoruz.
Raum geçmişine dair anılarını kaybetmiş, işlediği bir suçtan dolayı hafızası silinmiş bir iblistir. İçindeki karanlık dürtülerle mücadele eden, diğer kardeşlere göre daha sessiz ve yalnız biridir. Dışarıdan korkutucu görünse de aslında zarar vermekten çok korumaya daha eğilim biridir. İtiraf edeyim hafızasının silinmiş olması onu hem daha gizemli hem de kırılgan yapıyor.
Sunshine ise cennetin sadık meleklerinden biridir. Geçmişte işlediği bir hata yüzünden rütbesi düşürülmüş bir alt rütbeye verilmiştir. Tabi bu Sunshine için üzücü ve utanç verici bir olaydır. Eski rütbesini geri alması ve geçmişteki hatalarını telafi etmesi için ona bir şans verilir. Bu görevi çalınan ve cehennemde saklanan
Küçük yaşta annesini kaybetmiş Nazlı üvey annesi Cemile aynı evde yaşarlar. Arkadaşının düğününe katılan nazlıya görücü gelir ve mehmetle hikayesi orada başlar. Mehmet izmir de çalışan bir öğretmen annesinin zoru ile nazlıyla evlenmeyi kabul eder çünkü mehmetin sevdiği kadın mehmetin ailesine uygun olmadığı için annesi hakkını helal etmez. Annesinin bu düşüncesi yüzünden de mehmet hiç sevmediği nazlı ile evlenmek zorunda kalır nazlı mehmetin başka bir sevdiği olduğunu daha sonra öğrenir. Maalesef bu toplumumuzda hala yaygın sırf aile kabul etmiyor diye sevmedikleri insanlarla evlenmek zorunda kalan yüzlerce insan vardır eminim. Bunlardan biri de nazlı ve mehmet oldu nazlı mehmeti sevdi fakat mehmet nazlıyı sonradan sevdiğini anladı. Mehmetin annesi öldükten sonra nazlı boşanmak istediğini dile getirdi ve aile evine döndü. Doğuda dul olmak ayıplandığı için artık nazlıya gelen talipler 5 çocuklu babası yaşında olan kişilerdi birgün kapı çaldı ve burak ailesi ile birlikte nazlıyla evlenmek istediğini söyledi. Burak, mehmetin öğretmen arkadaşı kabul etti 10 sene sonra iki tane çocukları oldu ve mehmetle nazlı yine bir toplanmada karşılaştılar. Mehmet işte bu toplanmada aslında arzuyu hiç sevmediğini hep nazlıyı sevdiğini daha geç anladığını nazlıya söyledi ve kitap bitti. Sonu şaşırtmadı pişman olacağı belliydi sade kısa akıcı bi anlatımdan dolayı hızlı okundu kitap serinin devamı varmış okur muyum?bilmiyorum.