Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
Musa bin Ebu'l Gazan çıkıp:
" Hayır, sultanım, savaşa çaremiz vardır. Düşmana teslim ile can ve malımız emin olmaz. Esir ve kul olduğumuzu gözümüz, yağma ve garet olduğunu malımız görecektir! Düşman kılıcından korkan bu gözlerimiz, kadın ve kızlarımızın onların kucağında ve işret meclislerinde şarap kadehleri doldurduğunu görecektir! Anlaşmaya mı uyuyorsunuz? Teslim olan beldelerin hâlinden ibret almalı! Bunca senelerden beri besledikleri nefret ve düşmanlık, Gırnata'yı aldıkta mı sükûnet bulur?
Hele birliğimizi bozup Gırnata'ya sahip olsunlar, başımıza ne işler, ne belalar getirirler, görürsüz!... Gırnata hükümetinde üç milyon İslâm ahalisi olduğu hâlde, düşmana öz elimiz ile özümüzü esir etmeye neden zor ve mecburiyet görüyoruz? Bize vacip olan son ve ahir nefese kadar millet ve yurt uğrunda gayrettir. Cenab-ı Hakkın inayeti çetin günlerde yetişir. Bu yolda can ve baş feda etmek ve namus ile dünyadan göçmek, namussuzluk ile varıp düşmana esir olmaktan bin kat daha lezzetli ve şereflidir. "
Şöyle ki marifet, terbiyeye; akıl, ahlâka;
bencillik ve nefs, hakkaniyete galip geliyor! Malın çokluğu ve fazlalığı sanat ve sanatın ilerlemesi insanları saadetli edemez.
İnsanî saadetin çeşmesi birdir ve bu da hakkaniyettir!