Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
Emek ve gayret ile mesut, hüner ve sanayi ile namlı, ilim aydınlanmış korkusuz, cesur atalarımız dünyaya nam verip, 500 sene Endülüs'te hüküm ve saltanat etmişler.
Lakin hikmet ve kalem-i Huda, insan aklı ile hesap olunmaz. Başı olanın sonu da olacaktır. Her şey aslına dönecektir. Ölümsüz ancak bir Allah'tır. Büyük devlet, hoş ülke, meşhur Endülüs parlak ve namlı zamanını geçirip, fani dünyanın tabiatı gereğince, bozgunluk ve yıkılışa yol tuttu. İnsan işi, insan tertibi baki olmaz. Çünkü varlık ve yokluk, İlerleme ve gerileme sebepleri öz içimizdedir! Yok olmamıza sebep olan ağu ve zehir, can saadetimize sebep olan manevi güç vücudumuzdadır. Doğruluk ve bencillik, hakkaniyet ve zülm, merhamet ve gaddarlık, tembellik ve gayret, bilimlere muhabbet ve cehalete meyil, yiğitlik ve alçaklık, bahadırlık ve korkaklık hep insanlara özgüdür. Şöyle ki işbu hâllerin hangisi galip ise insanlık ana göre yaşamını düzenler...
İnsanlar güzel ahlaklı ve güzel huylu iseler cemiyet ve heyetleri ömürlü ve devamlı olup ilerler, selamet ve güvende ve mutlu olurlar; ama aksi sırada içten çürümeye başlamış elma gibi derece derece dağılıp yıkılmaya yol tutar.
Dilenmek haramdır. Dilencilik ile toplanmış akça ile eda-yı hac (hac farizasını yerine getirmek) dürüst (doğru) değildir; ama memalik-i İslâmiyede ( İslâm ülkelerinde)
dilencilerden yol açıp camilere girilmez. Sokur
(kör), topal, kambur ve yaralılar yollarda, pazarlarda top top cürürler (yığın yığın dolaşırlar)... Fransa'da bir dilenci görülmez. İşi olmayanı, işten kaçanı ve nafakasını kesbetmeyeni ( kazanmayanı) tutup hapsederler ve hapiste işletip aşatırlar (yedirip içirirler) ; ama elden, gözden, ayaktan olup hizmet etmeye çaresiz olanları ( çalışma imkânı olmayanları) "şefkathane" lere cemedip
(düşkünler yurduna toplayıp) rahat ederler (ettirirler).