İster bir mermer olun ister İranlı Mirza, ister Frederico olun, ister sıradan bir midyeci, mekân herkesi bir arada tutan anıların biriktiği, bu anıların alınıp satılamadığı yerdir. Kapalıçarşı romanının çıkış noktası da bu. Taş ustası Hristo’dan(Matta), Baba İlyas’a(Petrus), Hurufîlerden, Yahudi Yakub’a, Cenovalı Danyal’dan Sevgili Civan’a(Yuhanna mı demeli yoksa) kadar insanlığın binbir çeşidini Babil Yaradılış Destanı misali bir son akşam yemeğinde toplayan, yine destandaki misalle Babil Kulesinin yıkılmasıyla dünyanın binbir tarafına dağıtan Fuat Sevimay bütün medeniyeti 257 sayfalık bir romana sığdırıyor. Yetmiyor, Latife Tekin’e, Tanpınar’a ve edebiyat dünyasnının türlü hikâyelerine göndermeler yaptığı bir son pasaj ile kitabının eleştirisini de bizzat kendi karakterlerine, hikâyenin etrafında döndüğü mekânda, yani Kapalıçarşı’nın Şark Kahvehanesinde toplayarak yaptırıyor. Taş ustaları ile masonluğa bir gönderme var mı bilinmez, zaman zaman “kardeşlik” konuşmalarının da geçtiği romanda yazar bizi alıştırdığından olsa gerek, her yerde bir mesaj arıyor olabiliriz. Varsın arayalım. Yazar böyle şeylere takılmayacak birine benziyor. Kitap fevkalade bir edebî dile sahip, harikülade sembolizmlerle bezeli, tarihsel masalsı kurgunun en güzel örneklerinden biri. Hayran olduğum bir kitap oldu. Şiddetle tavsiye ediyorum.