İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Server Tanilli, “Uygarlık Tarihi” adlı ders kitabından ötürü Devlet Güvenlik Mahkemeleri önüne çıkarıldı. Ve Tanilli beş yıldan on yıla kadar hapis cezalarının gölgesi altında şöyle haykırdı:
- Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metod, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma karşı... Ya mahkemelere?.. Asla!
Bu ülkede Behice Boran Öğrencilerin yazılı kâğıtlarını kırmızı kalemle incelediği için; Server Tanilli Hoca üniversitedeki "Uygarlık Tarihi' dersinde ögrencilere Rus besteci Çaykovski dinlettiği için yargılandı, üniversiteden kovuldu.
Ben şaşırmıyorum...
Bilim adamlığı değil, tacirlik ruhu çoğu üniversite ve fakültelerimizde kurumsallaşmıştır. Bugün üniversitelerimizde bilim üretildiğini kimse savunamaz.
“Kürsü ticareti” almış yürümüştür. Başına geçtikleri kürsüleri altın yumurtlayan tavuğun folluğu gi bi kullanan profesörler az değildir. Ve bu kârlı ticareti sağ lama bağlamak için “sadık asistanlar” seçilmekte, yeni kadrolar oluşturulmaktadır. Çeşitli yöntemlerle kürsülere bağlı muayenehaneler, hukuk büroları, müteahhitlik firmaları, ticaret ve iktisat danışmanlıkları -aksamadan- iş lemektedir. Yaşadığımız bozuk-düzenle iç içe bir alışveriş içine girmiştir üniversitelerimiz. Bazı ayrıcalıklı üniversi teler, Birleşik Amerika’ya çeşitli yollardan bağlıdırlar. Bunlar, bir yandan “burs turizmi”ni geliştirmekte, bir yandan Anadolu’da kurulan “kırsal üniversiteleri” sömürge gibi kullanmaktadırlar.
Gençlik bunalıyor... dedikleri zaman, bunalımın toplumun kirli havasından ileri geldiğini itiraf etmeliyiz. Adaletsizlik ve erdemsizlik bizim toplumun yaşamına ağır bir sis gibi çökmüş tür. Bazı ciğerler bu zifiri teneffüs etmeye alışmış olabilirler, gençliğin körpe ve temiz ciğerlerinden aynı alışkanlığı bekleye meyiz. (İlhan Selçuk, Yeni Krallar... Yeni Soytarılar, İstanbul, 1974,)
Kültürel planda, Batılılaşmanın yarattığı çoğu edebi yat ve düşünce ürünleri de, topluma yabancı kalmışlığın ve taklitçiliğin belgeleridir. Türk düşünce dünyası, tam anlamıyla bu yabancılaşma yı aşabilmiş, giderek taklitçilikten kurtulabilmiş değildir henüz. Batı, her yaptığımız işin ölçüsüdür. “Doğrunun araştırılması” yerini “Batı’ya uygunluğa” bırakmıştır.