SABAHA DEK ORADAYIM
Gel hatıralara maczup, Anılar olsun renkli rüyalar. Bir şiir tutturur gideriz mum ışığında, Bu kalp belki de aşkın kayıp şehri. Allah duyar seni ve benim gibisini, Dudağım nemlenmiş tanışmış gibi. Gülüşlerin özgürlük devasa biraz, Bayramlar var gülüşlerinde. Ben yangınlar içinde porselen bir ruhla, Gel beni yapıştır uzun metrajlı hayatlarla. Evet bu benim ince dokunuşum dünyaya, Gel parmaklar buluşsun bari. Yaşım gelip geçiyor rast gelmesek bile, Zaten dualar kabul olmaz benim gibi divaneye. Evet bende bayağıdır eksik var, Yollarım yıllarımla kasvetli. Sakince yazıp duruyordum bu satırları, Uykulara dem olmuştu gözleri alaz alaz bana. Yaşanmak, yaşayabilmek sadece seninle bir güzel, Yüz hatların hep enteresan güzel. Gel ben aşka meczup birisi, Yıllar ömürden giderken hep bal gibi. Türküsünde, sazında hep bir nefes almaca, Bana seni anlat işleye işleye...
Edebiyat
Fjord, Mungiu’nun uzun metrajlı kariyerinde ilk kez “öteki”ni artık kendi mahallesinde değil, refahın ve ilericiliğin kalesi sayılan bir İskandinav kasabasında arıyor Lokman Baybars, Cannes’da Altın Palmiye Kazanan “Fjord” Filmini Analiz Etti izdiham.com/lokman-baybars-...
Reklam
Müstəqillik Günün mübarək Can Azerbaycan!
Zamanın unutkan bağrına, tarihin kırılmaz kalemiyle yazdığımız bir yemin var bizim: Türk’ün hürriyet yemini. Bugün 28 Mayıs. Bugün; doğunun ufkunda ilk kez parıldayan demokratik ve laik bir hilalin, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin doğum günü. Bu satırları kupkuru bir tarih kronolojisi olsun diye değil ruhu Turan’la tutuşan kalbi Türkçülük idealiyle çarpan bir Türk evladının asırlık rüyasını haykırmak için kaleme alıyorum. 1918’in baharında, Gence ufkunda bir bayrak yükseldi. O bayrak ki; mavisinde asil geçmişimizin Göktürk ihtişamını, kırmızısında muasır dünyayı kavrayan Türk milletini, yeşilinde ise ruhumuzu yıkayan ebedi inancı taşıyordu. Fikir mimarı Ali Merdan Topçubaşov’un hukuki duruşu, Fethali Han Hoyski’nin devletleşen iradesiyle birleştiğinde, asırlık esaret zincirleri paslı birer halka gibi döküldü. Ve o demlerde asırların ötesine, bugün benim de kalbime yankılanan o mukaddes kelam, Mehmet Emin Resulzade’nin dudaklarından döküldü: Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez! Bu sözsadece bir temenni değil Turan coğrafyasının kalbine işlediğimiz ebedi bir nirengi noktasıydı. Fakat biliyorum ki hürriyet, bedelsiz değildir; Bakü, emperyalizmin uşakları ve Taşnak çetelerinin kanlı pençeleri altında inlerken kalbi Turan fikriyle ve mefkuresiyle atan atalarımız İstanbul’da uyuyamazdı. Turan’ın o büyük, trajik ve bir o kadar muhteşem adamı Enver Paşa haritaları yırtıp atan o muazzam iradeyi ortaya koydu.: Öz kardeş feryat ederken, öz beşik olan Anadolu sessiz kalabilir miydi? Kalmadı. Enver Paşa’nın emriyle, tarihin en en çelikten ordusu Kafkas İslam Ordusu kuruldu. Bu ordunun başına, bıyığı yeni terlemiş, yüreği ise Ergenekon ateşiyle dağlanmış genç bir komutan, Nuri Paşa (Killigil) geçti. Nuri Paşa, Anadolu’nun kınalı kuzularını arkasına alarak Kafkas
1000Kitap
divê mirov merd be; merdbûnî ne tenê di dayînê de ye, lê di dilsozî û sozdariyê de ye. dewlemendî diçe, hêz diçe, bedewî diçe, navûdeng diçe, lê rûmet û mertalî heta hetayê dimîne û mirov bi wê tê bîranîn. welhasil gereke mirov merd be!! yên din hemû bêwate ne.
Kurdî
Film tavsiyeleri / 55655445555666778
`90'lar suç- gerilim` (`neo/noir`) `tarzı filmler` `aksiyon` / `neon ışıklar` /`yağmur`/`çöl atmosferi` `moteller` / `barlar`/ `para çantası` / `kader hissi ` `yanlış kimlik` / `kiralık katil` / `femme fatale` `casino`'`suç`/ `şiddet`/`köy` / `aşırılık`/`kan` `herkesin birbirini kandırması`/ `eğlenceli 90's` 1.` blood simple` / kansız `coen kardeşlerin` ilk filmi olan yapımda; bir bar sahibi, karısını ve sevgilisini öldürtmek ister ama plan herkesin birbirini yanlış anlamasıyla kana bulanır. texas sıcağı, neon ışıkları ve boş otoyollar arasında ilerleyen film; düşük bütçeli ama yoğun bir neo-noir kabusuna dönüşür. appraf.com/title/movie/kansiz 2. `one false move` los angeles'ta işlenen vahşi bir cinayetin izini süren suçlular, küçük bir güney kasabasına doğru kaçarken; yerel şerif kendini kaldıramayacağı kadar büyük bir olayın içinde bulur. `billy bob thornton`'ın senaryosu; taşra sıkışmışlığını ve yaklaşan felaketi ağır ağır hissettirir. appraf.com/title/movie/one... 3. `the last seduction` / son tahrik linda fiorentino'nun oynadığı femme fatale karakter; kocasını dolandırıp küçük bir kasabaya kaçar ve orada yeni bir adamı manipüle etmeye başlar. erotizm, ihanet ve kara mizah arasında ilerleyen film; `90'lar` neo-noir sinemasının en sert karakterlerinden birini yaratır. appraf.com/title/movie/-zgsd 4. `kill me again` insan iki kere ölür borç içindeki eski bir dedektif, mafyadan kaçan gizemli bir kadının ölümünü sahte göstermesi için tutulur. `val kilmer` ve joanne whalley'nin başrolde olduğu film; motel odaları, çöl yolları ve sürekli değişen kimlikler üzerinden klasik noir hissini modernleştirir. appraf.com/title/movie/-2r2t 5. `after dark, my sweet` karanlık basınca güzelim eski bir boksör, zihinsel sorunları
Güzel Cevaplarımız Var Ama Zor Sorularımızla İlgili Değil
🌀 Bir antropolog, kültürü “zamanı bağlamak” olarak tarif etmişti. Bugün, zamanı bağlayamadığımız, kuşaklar arası ilişki ve işleyişi kurup aktaramadığımız bir “tarihin sonu”ndayız. Ekonomide, siyasette, teknolojide, gündelik hayatın organizasyonunda etkilerini yıkıcı şekilde hissettiğimiz bu durum, bize mevcudu anlamlı bir şekilde okumanın gerekliliğini söylüyor. İnsanın yeryüzündeki macerası, sonu olmayan bir adaptasyon süreci esasında. José Ortega y Gasset’in çarpıcı tespiti bu hususun altını çiziyor olsa gerek: “İnsanın doğası yoktur, tarihi vardır.” Bitmek bilmeyen bir değişimin, dizginlenmeye gelmeyen başkalaşımın mantığı da imkânı da buradan hayat buluyor. Yaptıklarımız anlamsızlaşıyor, ihtiyaçlarımıza cevap vermiyor, yeni durumlar, gereksinimler ortaya çıkıyor. Bu ilişki içinde biz dönüşüyoruz, başka arayışların içine giriyoruz. Kaçınılmaz, hikâyemizin doğasında olan şeylerden bahsediyorum. Elbette bunun pürüzsüz ilerlediğini söylemek mümkün değil. Tersine çok sancılı, çok zorlayıcı, alt üst edici oluyor çoğunlukla. Hele hele tarihin kritik anlarında ise bu, büsbütün sürtüşmeye, anomik, belirsiz, tehditkâr bir vaziyete bürünüyor. __İnsanlık tarihinin muhtemelen son iki yüzyılı, az zamana çok şeyin sığdırıldığı bir aralık olarak not edilecektir. Tarihçi İlber Ortaylı 19. yüzyıl için “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” ifadesini kitabına başlık yapmıştı. Ancak dikkatli bir bakış, en uzun yüzyılın diğer toplumlar/devletler için de geçerli olduğunu rahatlıkla iddia edebilir. Bünyesine iki dünya savaşını sığdıran 20. yüzyılın daha az uzun olduğunu söylemek mümkün mü? Ya henüz ilk çeyreğini doldurduğumuz 21. yüzyıla ne demeli? Onun çok daha uzun geçeceği gidişatından belli değil mi? Aytmatov’un “Gün olur asra bedel” başlığına nazire yapılsa “asır var bütün
Makale|Yazı
Reklam
Reklam