Nar Ağacı, göçlerin, ayrılıkların, savaşların, acıların ve nihayetinde kavuşmaların romanı. Birbirlerinden habersiz yaşanan mücadele ve acı dolu hayatlar, nasıl oluyor da bir yerde birleşiyor?
Karakterimizin dedesi ve anneannesinin hayatlarını öğrenmek istemesi ve fotoğraflarla geçmişe yolculuk etmesi ile başlıyor hikaye. Yaşadıkları onca acılara şahit oluyor, ayrılıkları, savaşları, göçleri ve tüm mücadelelerini izliyoruz iki ayrı hayatın. Ve nihayetinde kavuşmalarını. Sanki tüm olaylar Zehra ve Setterhan kavuşsun diyeymiş, sanki sonunda kavuşmak için çekilmiş tüm acılar. Sanki sonunda kavuşmak varsa acı çekmek bile güzelmiş…
Yazarımızın el emeği göz nuru romanında karakterler ve olaylar öyle incelikle işlenmiş ki, özenle seçilen kelimeler, özenle kurular cümleler, zengin betimlemeler… Sanki romanın içine girmişsiniz de Zehra ve Setterhan’ı siz izliyorsunuz gibi hissettiriyor. Hem iki farklı coğrafyanın tarihlerine şahit olurken hem de iki farklı yaşamın anlarına dahil oluyoruz ve bence böylece bir kitaptan alınabilecek maksimum keyfi alabiliyoruz. Bazen çok detaylı anlatımları olsa da bu titiz çalışmanın hakkını vermeye engel değil, hatta bazen detaylarda kaybolmak beni çok iyi hissettirdi. Yani aslında kitabı okumayacak, yaşayacaksınız. O zaman iyi okumalar mı diyeyim, yoksa iyi yaşamalar mı?